18 Temmuz 2013 Perşembe

Taşınıyorum hatta taşındım a dostlar :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:57 0 yorum
 Uzun zamandır buraya kafama estikçe birşeyler karalıyordum. Çocuklarımın ilklerini hep buraya not ettim fakat artık daha kapsamlı bir blogum olsun istiyorum. Sosyal medyada da farklı isimler kullanarak sebep olduğum kafa karışıklığını gidermek adına ismimi her yerde deydaazra olarak değiştirdim ve blogumu www.deydaazra.com 'a taşıdım. Şu an için bana bile tuhaf geliyor başka yerden yazmak ama kolayca uyum sağlayacağımıza inanıyorum.
Herkesi yeni evime bekliyorum :)

Çocuktan Önceki Ben vs. Çocuktan Sonraki Ben

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 07:30 0 yorum

Boşuna dememişler annelik tükürdüğünü yalamaktır diye. Şimdiye kadar kaç kez yaladım, hatırlamıyorum bile. Nasıl da kesin kurallarım vardı, asla şunu yapmam, ayy nasıl bunu yedirir çocuğa, aman şuna bak, çocuğa hiç terbiye vermemiş, aman ne ağlak çocuk diye başlayan ne çok cümle kurmuşum! Üstelik tek çocuktan sona bu cümleler bir miktar devam etti. Ne de olsa artık! tecrübeliydim. Her şeyi bire bir yaşamıştım ne de olsa, değil mi?

Sonra Emir doğdu ve bana hiç bir şey bilmediğimi öğretti. Defne' de tereyağından kıl çeker gibi kendiliğinden gelişen bazı şeyler Emir'de bana mısın demedi.

Doğar doğmaz emmeyen Emir bu konuda tecrübeli olmama rağmen, bana bunun için mücadele etmem gerektiğini öğretti. Sandığım gibi bütün bebekler o refleksle doğmuyormuş. Halbuki Emir' den önce bana bunu biri söylese, beceremediğine yemin edebilirdim.

Uyku eğitimine bir gecede çok güzel cevap veren Defne' nin aksine Emir asla kabul etmedi. Beş ay denememe rağmen Nuh dedi Peygamber demedi ve sonunda pes etmek zorunda kaldım.
Altı aylıkken kendi odasında-dolayısyla kendi yatağında sorunsuzca uyuyan Defne' nin aksine Emir nerdeyse iki buçuk yaşında ve evet, hala bizim yatakta yatıyor. Bu arada sürpriiz, Defne de bu durumu kullanıp bizim odaya konuşlandı. Emir ordan asla ayrılmıyorken Defne' ye nasıl hayır, odanda uyumalısın diyebilirim ki?

Emzik alma ve bıraktırma konusunda ikisinde de fena gitmedik.

Bez bırakmada yine Defne iki yaş üç aylıkken bir günde kazasız belasız hem gündüz hem de gece bezden kurtuldu. Emir şu anda iki yaş beş aylık ve çişini kakasını söylediği halde kesinlikle ne tuvalete, ne de lazımlığa oturmuyor. Poposunu bile lavaboda yıkatmaya çalışıyor.

Defne' de daha yoğun olmak üzere bol bol iki yaş krizleri yaşadık. Çocuksuz insanların cık cık cık yapmalarına sadece güldüm, başlarına gelince görecekler nasılsa.

Bunun gibi bir sürü örnek daha var. Bir de bunun benimle igili tarafı var.

Çocuktan önce simetri hastası olan ben şimdi yerlerde gezen oyuncakların, koltuk minderlerinin üstünden atlıyorum. İnsan bir odayı yedi bin beş yüz kere topladıktan sonra epey gevşiyor, onu öğrendim.

Koltukta leke veya duvarda çizik görmeye tahammül edemeyen ben şu anda -aa burayı da mı halletmiş sıpalar- modundayım.

Bakım, kuaför, masaj, sporgibi kelimelerin yerini popo yıka, yemek yap, günde sekiz yüz kere yerleri süpür türünden kelimeler aldı. Sanırım külkedisi masalını tersten yaşıyorum.

Çocuklardan önce ölmekten hiç korkmayan ben, sık sık Allahım, çocuklarımı anne babasız bırakma, diye dua ediyorum.


Ama korkmayın, bu durum iki üç sene sonra değişmeye başlıyor. Çocuklar belli bir yaşa gelince yine karı koca olmak istiyorsun, bakım, spor zamanı diyorsun. Sadece anne-baba değil, kendi başına bir birey olduğunu hatırlıyorsun.

İyi ki de öyle.



17 Temmuz 2013 Çarşamba

Defne'den İnciler

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 07:30 0 yorum
20130716-231421.jpg


  Bu aralar benim dilli düdüğüm yine döktürüyor ve ben söylediklerini hiç not      
  almıyorum . Daha sonra pişman  olmamak için aklımda kalanları hemen yazayım. Bu 
  arada yaş 4,5 :)




Geçen gün babasıyla sohbet ederken :

Defne: Baba, en çok neyini seviyorum, biliyor musun?
Baba: Neyimi?
D: İçini.
B: Yani?
D: Hmmmmmm, yani cildini.
Anne & Baba : ?????????? Puhahhahahahhahaha
---------------------------------------------------------------------------
Amerika' ya gidecek olan kuzenleriyle konuşurken :
Kuzen : Biz çok yakında Amerika'ya gidiyoruz.
Defne : Biliyorum, Selena Gomez' i görmeye gideceksiniz, değil mi? O zaten teyzemin evine çok yakın oturuyor.
Kuzen: Gerçekten mi???
----------------------------------------------------------------------------
Defne: Anne, Justin Bieber ile tanışmak istiyorum, onu çok seviyorum.
Ben: Olur aşkım, belki bir gün tanışırsın.
Defne : Anne, Justin Bieber insan mı? (Hep Youtube' dan izlediği için gerçek olup olmadığına bir türlü karar verememiş ) :))
-----------------------------------------------------------------------------
Geçen akşam tam yatarken
D: Anne, Allahım' a dua edicem.
Ben: Tamam, et bakalım.
D: Allahım, beni koru, ailemi koru, akrabalarımı koru. Bir de senden rengarenk bir pasta istiyorum, üstünde de Prenses olsun. Emir' inki de Spiderman' li olsun. Tamam mı? Anneeeee, Allah bana niye cevap vermiyor?
------------------------------------------------------------------------------
Bir türlü söyleyemediği kelimeler var bir de:
Tekeşşür ederim = Teşekkür ederim
Sitikiker = Sticker


Şimdilik aklımda kalanlar bunlar :)

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Kilyos – Hem yakın hem de harika bir alternatif

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 14:38 0 yorum
Okullar kapandığından beri çocukları eğlendirmek için her gün farklı bir şey yapmaya çalışıyoruz.  Benimkiler su kuşu olduğu için hem denize girebilecekleri, hem de bol bol kumda oynayabildikleri bir yer  olsun dedik ve Kilyos’ a gittik. Başta korkmadım değil, çünkü iki anne ve dört çocuk yola çıktık. Çocukların  en büyüğünün dört buçuk, en küçüğün de beş aylık olduğunu düşünürsek bayağı cesur olduğumuzu  düşündüm bir an.
Kilyos’ta bir sürü beach var. Birlikte gittiğim arkadaşım Çiğdem bunlardan birine aylık üye olduğu için  hepsine bakmak zorunda kalmadık ve direkt oraya geçtik.

Daha önce Kilyos’ ta başka bir iki beach’ e gitmiştim ama oralar daha çok gençlere veya çocuğu olmayanlara göre yerlerdi. Burası ise kum alanı çok geniş, çocukların gönlünce koşturabilecekleri bir yerdi. İçeri girerken çanta kontrolü yapılıyor, yiyecek içecek sokmak yasak. Fakat içeride -biraz kazık olmakla beraber- her şey var. Bizim yanımızda sadece çocuklar için salatalık – havuç vardı ve buna bir şey demediler.
Servis de çok yavaş ama bu gittiğim diğer beachlerde de öyleydi.

20130715-140053.jpgGider gitmez büyükler kolluklarını taktığı gibi denize koştu. Buranın en büyük avantajı, deniz birdenbire  derinleşmiyor. Bizimkiler deli gibi zıplayıp oynadılar, resmen sudan çıkmak bilmediler. En küçük günün  büyük bölümünü uyuyarak geçirdi.

20130715-140143.jpg Emir’ in de bana yapışık olması ilk defa işime yaradı. Bütün gün  kovasıyla su taşıyıp gitti geldi fazla uzaklaşmadan. Düşündüğümden çok daha rahat ettik, hatta öyle güze yoruldular ki, eve gider gitmez uyuyup deliksiz bir uyku çektiler.
Beğenmediğim tek bir şey oldu aslında, onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Çocukları orda yıkayıp eve tertemiz gitmeyi planlamıştık, fakat duşlarda sıcak su yoktu. Hatırı sayılır bir giriş ücreti alıp sıcak su olmaması kabul edilebilir bir şey değil bence.
Onun dışında kesinlikle tavsiye edeceğim bir yer. Hem temiz, hem İstanbul’ a çok yakın, hem de eğlenceli.

12 Temmuz 2013 Cuma

Melisa geldi, hoş geldi!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:50 0 yorum
Defne ile Emir'in en küçük arkadaşı -Melisa-  09.07 tarihinde sürpriz bir şekilde aramıza katıldı. Bunun için Ramazan' ın ilk gecesini seçen minik meleğin gelişini sahura kalktığımda Peri'nin attığı "doğuma giriyorum" mesajını görmemle öğrendim. Tabi ki soluğu hemen hastanede aldım. 
İkisini de sapasağlam görünce çok rahatladım, ne de olsa beklenenden daha erken gelmişti.

Bal dudak Melisa, ömrün hep güzel günlerle dolu olsun. Hayatından annen, baban ve dilli düdük ablan Ayda hiç eksik olmasın. Hep iyi anlaşan abla-kardeş ve en önemlisi aralarından su sızmayan anne-kız olun. Sağlık, şans, bereket, iyilik hep seninle olsun...

Aramıza hoş geldin fındık :)

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Pratik Pizza tarifi

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 07:30 2 yorum

Hep söylüyorum, iki küçük çocukla yemek yapmak hiç kolay değil. Benimle aynı dertten muzdarip olanlar için veya vakti kısıtlı olanlar için bugün çok pratik bir pizza tarifi vermek istiyorum. Hem çok lezzetli hem de inanılmaz doyurucu olan bu tarifi benimle paylaşan arkadaşlarım Yeliz ve Çiğdem'e binlerce teşekkürler :)

Gelelim tarife:

Malzemeler

-Tortilla ekmeği (genelde 10'lu pakette satılıyor)
-domates püresi (tercihinize göre hazır veya kendi yaptığınız)
-kurutulmuş fesleğen
-tuz, karabiber
-mısır, zeytin, mantar, salam, sucuk, pastırma gibi pizzanın üstünde olmasını istediğiniz malzemeler
-zeytinyağı
-kaşar peyniri (ben kaşarla parmesan peynirini karıştırıp ekliyorum, daha lezzetli oluyor

Hazırlanışı





Önce fırça yardımıyla tortillanın her yerine çok az zeytinyağı sürüyoruz. Gerçekten çok az olmasına dikkat edin. Yağlı kağıt serili bir tepside önceden 220 C'ye ayarlanmış fırına atıp iki üç dakika bekletiyoruz. Bu işlem tortillanın kurumaması için çok önemli.







Domates püresini küçük bir tencereye koyup fesleğen, tuz ve karabiberle tatlandırıp kaynatıyoruz, kaynar kaynamaz altını kapatabilirsiniz.
Fırından çıkardığınız tortillaların her yerini kaplayacak şekilde domates püresini sürüyoruz.








Üzerine istediğiniz malzemeleri doldurup en son kaşar rendesini ekleyip tekrar fırına sürüyoruz. Kaşarlar eriyince pizza hazır!






Gerçekten çok pratik ve lezzetli. Üstelik çocuklar kendi pizzalarını kendileri yapıp çok eğleniyorlar.
Ben margarita yapıp fırından çıkardıktan sonra üzerine taze roka koyuyorum, çok lezzetli oluyor :)

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Sinema keyfi ama kimin için?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 07:30 0 yorum
Benim iki çocuğum da televizyon/film seyretmeyi sevmiyor. Her ne kadar da bir buçuk yaşındayken Defne tam bir Caillou delisi olsa da, zamanla ilgisi azaldı ve nerdeyse hiç seyretmemeye başladı. Onun yerine internetteki müzik sitelerinden popüler video kliplerini izlemeyi tercih ediyor. Emir ise sadece Wheels on the bus adlı şarkınn yedi bin beş yüz versiyonunu izler ya da bilimum iş makinesi videosu seyreder. Onun dışında hiç sevdiği bir şey yok.
Ben çocukların televizyon seyretmelerine karşı değilim. Yaşlarına uygun programları belli bir süreyi aşmadan izlemelerine hep izin verdim, ne de olsa yarım saat da olsa nefes almam ya da yarım kalan bir işi bitirmem için bazen tek yol bu oluyor ama gel gör ki çocuklar ilgilenmiyor.
Buna rağmen Defne' yi bugün sinemaya götürmeye karar verdim. Çok sevindi, hemen patlamış mısır ve dondurma alıp alamayacağımızı sordu.
Vizyondaki tek çocuk filmi olan Monster University 'ye gitmeye karar verdik kankası Kubilay, beş aylık kardeşi Aras ve annesi Çiğdem ile.
Söz verdiğimiz üzere patlamış mısırları alıp oturduk. Salon bomboştu ve çocuklar istediği gibi koşturabildiler. Kubilay baştan sonuna kadar gayet interaktif bir şekilde seyretti filmi.
Aras bebek yüksek sese rağmen mışıl mışıl uyudu.
Defne ise mısırlarını bitirene kadar gayet keyifliydi. Fakat sonrasında çok sıkıldı, bir türlü konsantre olamadı, uykusu geldi ve mızmızlanmaya başladı. Sürekli bana kostümlü adamların ne zaman sahneye çıkacağını sorup durdu. Tiyatro gibi bekledi sanırım, halbuki daha önce bir iki defa sinemsya götürmüştüm. Sevemedi gitti.
 İşin komik tarafı, onlar için gittiğimiz filmi biz Çiğdem'le pür dikkat izledik, tek kelimeyle bayıldık!

Uzun bir süreliğine sinema konusu bizim için kapandı. Bundan sonra tiyatro oyunlarına bakacağım, onlara bayılıyor.

Özgürlük parkında bu aralar çocuk tiyatrosu festivali varmış. İlk iş onun saatlerine bakacağım.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Çok pratik turta tarifi

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 09:00 0 yorum
 Şu anda evde iki tane canavar var ve gerçekten başımı kaşıyacak zamanım yok. Bu yüzden sürekli pratik yiyecekler hazırlamaya çalışıyorum. Geçenlerde tamamen uydurduğum bu turtayı yaptım ve sonuç: Her yiyen bayıldı! O kadar kolay ve hızlı yapılıyor ki, malzeme evinizde olduktan sonra çok hızlı hazırlayabilirsiniz.
 
  Gelelim malzemelere:
 
- iki paket Burçak bisküvi
- iki üç yemek kaşığı tereyağı
- yarım paket Dr.Oetker Cheesecake yap
- 150 gr labne peynir
- süt
- istediğiniz bir meyve (ben şimdilik çilekli ve erikli yaptım, ikisi de nefis oldu ama şeftali de çok 
  yakışır bence, en kısa zamanda onu da deneyeceğim.)
- çilek gibi çabuk bozulan bir meyve kullanacaksanız üzerine dökmek için Dr. Oetker' in tart jölesi
 
  Yapılışı:
 
Bisküvileri rondoda çekip tavada erittiğimiz tereyağıyla iki üç dakika kavuruyoruz. Bisküvileri yakmamanız lazım o yüzden bu işlemi kısa tutun, hatta kavurmadan da yapabilirsiniz ama ben öyle daha çok seviyorum.
Kavurduğunuz bisküvileri tart kalıbına döküp iyice bastırın.
Yarım paket Dr. Oetker cheesecake yap' ı tarifine göre süt ve labne peyniri ekleyerek hazırlayın ve bisküvilerin üzerine döküp güzelce yayın. Dilimlediğiniz meyveleri üzerine dizin. ( Erikli yapacaksanız çekirdeğini çıkarıp damak tadınıza göre şeker ilave ederek yumuşayana kadar pişirin.)
En son üstüne bir paket Dr. Oetker tart jöleyi de tarifine göre hazırlayıp sıcakken üzerine dökün ve tamamen yayılmasına dikkat edin. Dediğim gibi, ben jöleyi sadece çileğin üzerine döktüm, erikte gerek kalmadı.
Tartı 2-3 saat buzdolabında dinlendirdikten sonra dilimleyip servis edebilirsiniz.
 
Afiyet olsun :)
 
 
 

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Bir annenin yaz tatiliyle imtihanı.

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 09:00 0 yorum
Hepimizin başına aynı anda geldi. Okullar tatil oldu ve her saat başka bir aktivite yapmaya alışık olan çocuklar anneleriyle baş başa kaldı.
Bizim evde yeni ameliyat olmuş bir çocuk ve poposunda kurt bulunan ablası var. Baktım ki kaçarım yok, her gün daha şiddetli olan baş  ağrılarımla bu işi idare edemeyeceğim, soluğu Levent' te bir ağrı merkezinde aldım. Doktor baş ağrılarımın gerilim tipi olduğunu ve bunu bir sakinleştirici vererek tedavi edeceğini söyleyince önce çekimser kaldım. Sonra bir düşündüm. Önümde iki hareketli çocukla geçireceğim kocaman üç ay vardı. Ve o anda tereddütlerimi bir kenara bırakarak ilacı almaya başladım. Öyle iyi geldi ki, birden sinirlerim alınmış gibi hissettim. Uyku hali de yok, e bundan iyisi can sağlığı. Normalde tedavi bir aylıktı ama ben bunu üç ay boyunca kullanmaya karar verdim.
Bu arada her gün bir yere götürmeye çalışıyorum mini canavarlarımı. Bir gün Akçakese diye bir yere gittik. Şile' ye çok yakın, fakat gittiğimiz gün inanılmaz dalgalıydı. Küçükler pek suya giremediler, daha çok kumlarla oynadılar ama biz büyükler çok eğlendik.
Başka bir gün Bahçeşehir tarafında olan bir Aquapark' a gittik. Bebek havuzu ayrı, aile havuzu ayrı, gençlerin takıldığı havuz ayrı olunca bizim canavarlar çok eğlendiler. Defne bütün gün sudan çıkmadı, yemek ve tuvalet molaları hariç. ben diyeyim 150, siz diyin 200 kez kaydıraktan kaydı. Emir de yanımızda götürdüğümüz kovasıyla su taşıdı durdu, kaydıraktan kaydı, kolluk bile takmayı kabul etti.
Günün sonunda öyle yoruldular ki, arabayı çalıştırdığım anda ikisi de uyuyakaldı. Evime yakın olsa her gün götürürdüm sanırım.
Başka bir gün Göztepe Parkı'ndaki fıskiyelere gittik. Mayolarını giydirip serbest bıraktım ve deli gibi koşup ıslanıp eğlendiler.
Bunun dışında plastik havuzla hortum aldım. Canım çıkmak istemediği zaman balkonda dolduruyorum, içine çeşit çeşit oyuncak atıyorum. Bu bile bir iki saat oyalıyor.
İki küçük çocukla tatil diye bir şeye inanmadığım için bir kaç hafta sonra soluğu annemlerin Ayvalık'taki yazlığında almayı düşünüyorum. Belki çocukları annemlere satıp bir iki gün baş başa kaçamak yaparız.

Bakalım, kısmet :)

29 Haziran 2013 Cumartesi

Tecavüze sessiz kalmak, ortak olmak demektir!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:04 0 yorum
    Kadın olmak gerçekten çok zor. Özellikle de gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde. Hiç unutmuyorum, Almanya' dan Türkiye'ye kesin dönüş yaptıktan sonra en çok şaşırdığım ve anlayamadığım şey uğradığım sayısız taciz oldu. Hem de gündüz vakti ve üzerimde eşofman varken! Öyle kötü hissediyor ki insan, çaresiz kalıyorsun. Üstelik biliyorsun ki, bunu yapan kişiler böyle bir şey kız kardeşlerine yapılsa, katil olurlar. Nasıl bir zihniyettir bu anlamadım hiç bir zaman. Kendinde başkasının bedenine izinsiz dokunma veya sözlü tacizde bulunma hakkını nasıl bulursun? Üstelik bir kişi değil de daha kalabalık olduklarında daha da acımasız oluyorlar. Bu tacizlerden ölesiye nefret ederken tecavüze uğrayan kadınların veya çocukların haberini duyduğumda insanlardan, hayattan nefret ediyorum. Beddua etmekten her daim sakınırken onlara en ağır lanetleri okuyorum ve aldıkları hiçbir ceza beni tatmin etmiyor. Kendi "zevkleri" uğruna kaç hayat yok oluyor, kaç kişinin dünyası kararıyor....
Bazen etraftan "ama o da öyle mini etek giymeseymiş" türünden şeyler duyuyorum. Bunu söyleyenler de genelde kadınlar oluyor. İşte o kadınlara yazının başındaki resmi ithaf ediyorum: "Bana ne giyeceğimi öğretmeyin, oğullarınıza tecavüz etmemeyi öğretin!"

Kendimiz için, kızlarımız için:

Tecavüzlere sessiz kalma! Sessiz kalmak, ortak olmak demektir!


24 Şubat 2013 Pazar

Emir'im iki yaşında :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:50 0 yorum
Bu sabah pek bir huysuz uyandı Emir oğlum. Aslında bir kaç gündür öyle. Çok şükür hastalık falan değil sebep, bildiğin iki yaş bunalımına girdi. Her şeye itiraz, sürekli bağırış çağırış, Defne'ye, hatta bana vurmaya çalışmalar, bir sinir bir stres. Bir yandan komik geliyor ama öteki yandan yorucu da oluyor.
işte yine böyle bir sabaha uyandık. Her şey batıyor, rahatsız ediyor oğlumu :) Bu yüzden ne ona ne de bana eziyet olmasın diye bu hafta kutlama yapmamaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü bütün gün çok mız mız ve sinirliydi.
Haftaya keyfin yerine gelirse telafi ederiz partini oğlum :) Bu resimde ne kadar keyifsiz olduğun da pek belli oluyor ama ne yapayım, bu gün verdiğin en güzel poz buydu Memilo'm :)

Gelelim iki yaşında neler yaptıklarına:

Bütün dünyada olduğu gibi sıkı bir Gangnam Style fırtınası esiyor bizim evde de. Defne deli gibi dans ederken, sen de o minik tombik kollarını hızlı hızlı yukarı asağı sallayıp salonun içinde donup duruyorsun. O kadar komik ve şirin yapıyorsun ki, seni yiyebilirim. tabi ki videoya da çektik, ileride aleyhinde kullamılabilir, dikkat :)

Her şeye baba diyorsun hala. sadece ağladığın zaman bana aaaaanyeeeeeee diyorsun. Hatta ben anne diyince sen hemen baba diyip gülmekten ölüyorsun.
Ba baa black sheep en iyi söylediğin şarkı, ne de olsa sürekli baa baaaa diyor, pek kolayına geliyor.

Çok fazla konuşmuyorsun ama her şeyi işaret diliyle anlatıyorsun. Bu konuda sanırım Belly abine benzemişsin.

Defne seni kıskanacağına, sen onu kıskanıyorsun. O kadar ki, sen varken bana hiç yaklaşamıyor garibim. Hemen koşup itiyor, vuruyor veya saçından çekip onu yere atmaya çalışıyorsun. O da küçük olduğun için sana hiç karşılık vermiyor ama bakalım ne zaman canına tak edecek. Geçenlerde sana "Emir, o sadece senin değil, benim de annem" dedi de benim içim gitti. Ama öyle bir haydut oldun ki, dünya umurunda değil.

Üstüme uzanarak uyuyorsun. O şekilde uyuduktan ancak 15-20 dakika sonra seni yatağına aktarabiliyorum.

Şu anda en sevdiğin şeyler, süpürge, vileda, kova. Sürekli temizlik peşindesin. O yüzden anneannen sana doğum gününde sana mini bir vileda seti aldı. O kadar mutlu oldun ki anlatamam. Hemen o minik kovayı çeşmenin altına tutup temizlik yapmaya başladın. Bakalım büyünce de bu temizlik, titizlik devam edecek mi? Ederse müstakbel karın çok şanslı olacak vallahi.

Tam bir IPad delisi oldun. Her ne kadar izin vermesem de sürekli kaçırmaya çalışıyorsun ve eline geçirdiğinde senden mutlusu olmuyor. Orda kayıtlı olan şarkıların ve Baby Tv bölümlerinin arasında gezinip duruyorsun.

Milchschnitte (süt dilimi) görünce deliriyorsun. Markette isek de onu alana kadar çığlık çığlığa bağırıyorsun. Hatta o kadar ki, herkes n'oluyor diye dönüp bize bakıyor.

Tam bir canavar oldun, hatta sana mini monster diyorum :)

Hamileliğim nasıl geçti anlamadım, şimdi de iki sene nasıl geçti anlamadım.

İyi ki doğdun, iyi ki hayatımıza girdin, evimizi şenlendirdin sarı şekerim.

Seni çok ama çok seviyorum!





12 Şubat 2013 Salı

"One Billion Rising" (Bir Milyar Ayaklanıyor)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 01:23 0 yorum

Kadınlarla ilgili hiç bir konuya kayıtsız kalamıyorum. Özellikle konu şiddet ise, bağırmak, haykırmak istiyorum. Bu konuda bir şeyler yapmak lazım ama nerden diye düşünürken, karşıma STET Derneğinin çok güzel bir etkinliği çıktı. Ben o tarihlerde yurt dışında olacağım için katılamayacağım ama burda olsam kesin kaçırmazdım.
Biz kendimizi korumazsak, sesimizi olabildiğince yükseltmezsek şiddet asla bitmeyecek.
Haydi kadınlar, bu sefer susmayın, siz de gidin!

Beşiktaş Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu


KADINA KARŞI ŞİDDETİ PROTESTO EDİYOR

Kadına şiddeti protesto etmek amacıyla 14 Şubat Perşembe günü tüm dünyada 1 milyar insanın aynı anda dans edeceği "One Billion Rising" etkinliğinde Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu Derneği (STET) de hazır bulunacak.

Dünyada ve Türkiye'de çok ciddi bir sorun olan kadına karşı şiddet 14 Şubat Perşembe günü çok farklı bir etkinlikle tüm dünyayla aynı anda protesto ediliyor. Dünyanın farklı metropollerinde toplam 1 milyar kişinin katılması hedeflenen etkinlikte, kadına şiddete karşı olan kadınlar ve erkekler protestolarını dans ederek ortaya koyacak. "One Billion Rising" (Bir Milyar Ayaklanıyor) adlı etkinlik saat 13.00’da tüm dünyayla aynı anda Beşiktaş Barbaros Meydanı’nda gerçekleşecek Etkinlikte Beşiktaş Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi; tarafından düzenlenen etkinlikte Girne Amerikan Üniversitesi Dans Akademisi dans eğitmenleri tarafından ücretsiz olarak verilen derslerle

One Billion Rising etkinliginin tema dansını gönüllüler ve İstanbul halkı hep birlikte yapacak.
Ayrıca Ebru Karaduman Beden Atölyesi ekibi de anne ve çocuklara yönelik dans aktiviteleri ile etkinliğe destek verecek.
Verdiği eğitimler ve danışmanlık desteği ile gelecek nesilleri yetiştirecek kadınlarımıza, hayatlarını iyileştirme ve kendi çözümlerini bulma yetisi kazandırmayı amaçlayan yeni nesil çalışma anlayışı ile hareket eden, ünlü oyuncu Ayşe Tolga başkanlığında kurulan STET Dernek, kadına karşı şiddeti protesto etmek için tüm üyeleri ile birlikte Barbaros Meydanı’nda olacak.

Beşiktaş Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin de desteği ile yapılan organizasyonun İstanbul ayağı medya ve iş dünyasından ünlü isimlerin de katılımı ile gerçekleşecek.


Stet Derneğin Hikayesi

2005 yılında küçük bir ekip olarak, sosyal yardım amacıyla çalışmaya başlayan gönüllüler, zaman içerisinde büyüyen ekiplerinin sosyal platformda haberleşebilmesi amacıyla 2011 yılında, Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu ismi ile dernekleşerek kadınların insan hakları, anayasal hakları, sağlık sorunları, psikolojik destek gibi pek çok konuda makro ve mikro ölçekte danışmanlık hizmeti vermektedir.

Stet Dernek, Çocuklarımızın toplumumuzun geleceği olduğu bilinciyle hareket ederek ebeveynlerin anne ve baba olmak, çocukların ihtiyaçları, dönemleri, davranış biçimleri konusunda bilinçlendirilmesi ile daha doğru yaklaşımla, çocuklar yetiştirilmesini amaçlayan projeler geliştirir ve etkinlikler düzenler.



10 Şubat 2013 Pazar

Pamuk Prensesim dört yaşında!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 01:10 2 yorum
Benim minik farem büyüyor, bebeklikten iyice çıkıyor artık. Aylardır doğum gününün ne zaman geleceğini sorup duruyordu. Ben de her seferinde çok az kaldı diyordum ki sonunda bana "beni kandırıyorsun, hep az kaldı hep az kaldı diyorsun ama hiç doğum günüm gelmiyor, ben ne zaman dört yaşında olacağım?" dedi.
Bu dört yaş o kadar önemliydi ki onun için, ben de ona çok özel bir pasta yapmaya karar verdim. Bu sefer şeker hamuru kullanmak istemedim. Pastayı mükemmel gösteriyor ama Defne bu sefer sadece ve bütün şeker hamurunu yemek istediği için bu sene vaz geçtim kullanmaktan. Böyle olunca da içini farklı yapmaya karar verdim.
Biraz araştırınca gökkuşağı pastasını buldum ve işte bu! dedim.   Buna Defne'nin bayılmaması imkansızdı.

Keki yapmak için gerekli malzemeler:
(Fincan = kahve içtiğimiz büyük kupa)

3 fincan un
4 tatlı kaşığı kabartma tozu
1/2 tatlı kaşığı tuz
1 fincan tereyağ (oda sıcaklığında olmalı)
2 1/3 fincan şeker
5 büyük boy yumurta (oda sıcaklığında olmalı)
2 tatlı kaşığı vanilya aroması
1 1/2 fincan süt (oda sıcaklığında olmalı)
Gökkuşağı renklerinde gıda boyası, ben turuncu, yeşil, pembe, mor ve mavi kullandım.

Fırını 180C'ye ayarlayıp beş tane (isterseniz 6 katlı da yapabilirsiniz ama 5 kat yeterince yüksek oluyor) 23 cm'lik yuvarlak kek tepsisini yağlayın veya fırın kağıdı kullanın. Eğer o sayıda tepsiniz yoksa, kekleri sırayla tek tek de pişirebilirsiniz. Ama bu biraz daha uzun zamanınızı alacak tabi :)

Büyük bir kasede elenmiş unu tuz ve kabartma tozuyla karıştırıp kenara koyun. Başka bir kasede mikser yardımıyla tereyağını ve şekeri karıştırıp yavaşça yumurta aklarını ekleyin. Yumurta sarısını asla koymamanız gerekiyor yoksa istediğiniz renkleri elde edemezsiniz. Vanilyayı da ekleyip iyice karıştırın. Bu karışıma önce unu, sonra da sütü ekleyip iyice karışana kadar çırpmaya devam edin.

Elde ettiğiniz hamuru beş kaseye paylaştırdıktan sonra her birine farklı renkte gıda boyası ekleyip istediğiniz tonu elde edene kadar iyice karıştırın. Sonra bu karışımları tek tek pişirin (piştiğini kürdan testiyle anlayabilirsiniz. Kürdanı batırıp çıkardığınızda temiz kalıyorsa pişmiş demektir.

Pişen kekleri tel ızgaraya koyup 10 dk kadar soğutup ters çevirin ve tekrar soğumaya bırakın.
Gerekirse üstlerini kek bıçağıyla kesip düzleştirin.

İlk katı pasta tabağına alın ve üstüne spatulayla vanilyalı pasta kreması sürün. Aynı işlemi bütün katlar için tekrarlayın. En üst kata gelecek keki ters cevirip koyun ki görüntü düzgün olsun.

Üstler ve yanlar için krem şanti kullandım ama çok cıvık olmamasına dikkat edin. İçine bir iki damla çilek yağı koydum. Böylece tadı da kokusu da şahane oldu.
Her tarafına krem şanti sürdükten sonra yarım saat buzdolabında bekletip ikinci katı sürün.

Üst süslemesinde yine gökkuşağı renklerinde bonibon kullandım. Ortasına da şeker hamurundan kardeşimin yaptığı bir prenses figürünü koydum.

İşte pastam hazırdı.

Çocuklar pastayı görünce çok beğendiler ama asıl kıyamet pasta kesilip içindeki renkler ortaya çıkınca koptu. Birden herkes çığlık çığlığa "en büyük dilimi bana veeer" diye bağırmaya başladı. Emir bile sandalyenin üstünde ayağa kalkıp eline tabağı aldı ve deli gibi "annneaaaa mammmaaaaaaaa" diye bağırmaya başladı. O kadar komik ve şirinlerdi ki, iyi ki bu pastayı yaptım diye düşündüm.

Tadına gelince, daha ilkini bitirmeden hepsi ikinci tabağı istedi. Hatta koca pasta 10 dakika içinde bitti. Bu durumda tadı da çok güzel diyebiliriz, değil mi :)

Defne'm çok mutlu oldu. Eh, bu durumda ben de öyle.

İyi ki doğdun kuzum, seni taaaa Amerika'ya, Zehra teta'nın evine kadar seviyorum!
(İlerisi için not: Defne'nin en uzak en çok diye bildiği yer Amerika'daki teyzesinin evi, şimdilik daha ötesi yok onun için :)











28 Ocak 2013 Pazartesi

Çocuğum yemiyor, ne yapmalıyım diyor musunuz?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 14:18 0 yorum
Siz de çocuğunuza yemek yedirirken zorlanıyorsanız size çok güzel bir haberim var.

İnternet anneleri akademisi bizim gibiler için çok faydalı bir seminer düzenliyor.



Kaydolmak için son hafta, acele edin :)

8 Ocak 2013 Salı

Bir devir daha kapandı bizim evde.

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 15:28 0 yorum
Evet, evin miniği, Emir' im de artık emziksiz. Elbette resimdeki gibi bir hainlik yapmadım :) Her şey yılbaşında arkadaşlarımıza giderken emzikleri yanımıza almaya unutmakla başladı. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Aslında Emir uzun zamandır ağzından atıyordu, çok nadir istiyordu ama bıraktırmaya hazır olmayan bendim. Ne yalan söyleyeyim, çok kolayıma geldi her sıkıntıda, ağlamasında emziği ağzına tıkıp susturmak. O yüzden o attı, ben verdim, o attı, ben yine verdim.
Ta ki yılbaşına kadar.
Esasında ilk fark ettiğimizde, "eyvah ne yapacağız, nasıl uyutacağız?" diyen yine bendim. Eşim gayet sakin bir tonla "ne olacak ki, ben onu kaç kere emziksiz uyuttum zaten" deyince, sorunun tamamen benden kaynaklandığını fark ettim. Onu emziksiz nasıl uyutacağımı bile bilmeyen bendim. 
O halde buna bir son vermem gerektiğini duşundum ve yeni yılda Emir'i -ya da beni?- emzikten tamamen ayırmaya karar verdim.

Yılbaşı gecesi rekor kırarak saat 01.30'da uyudu canım oğlum. Yirmi iki aylık bir bebek için hiç fena bir saat değil. Bu arada resmen Victoria's Secret defilesini beklemiş ve defilenin başlamasıyla koltuğa oturup deli gibi alkışlamaya başlamasını genlerine bağlıyorum. Başka açıklaması olamaz. Şaşkınlığımdan resim bile çekemedim.

O gece çok yorulduğu için ne emzik ne de başka bir şey istemeden kucağımda sızdı (evet, defile biter bitmez :).

Ertesi gün erken kalktığı için huysuzdu tabi biraz. Ama yine telaşlanan ben oldum. Fakat eşim yine sorunsuz bir şekilde uyutunca, bu iş tamam dedim. 

Bu sürede Emir de huysuzluk yaptı ara ara ama her geçen gün azaldı. Geceler daha zor geçti. Bir süre deliksiz uyuduktan sonra uyanıyor, emziğini kendi bulup uyumaya devam ediyordu ama artık emzik olmadığı için bir iki gece çok huysuzlandı. 

Aslında hala küçük olduğu için bunu şimdi yapmayabilirdik ama iyice bilinçlenmeden ve çok düşkün olmadan halletmek isteyince pes etmemeye karar verdik. 

Üçüncü gece çok daha kolay geçti. 

Dördüncü gece çok sık uyandı.

Beşinci gece bitti gitti. Artık aklına bile gelmiyor.

Her şeye rağmen emziği çok seviyorum, anneler için büyük kolaylık.




1 Ocak 2013 Salı

Yeni yılda ne yapmak lazım?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:03 4 yorum
Zaman hızlı geçiyor. Yılın ilk günü bitti gitti bile. O zaman bir şeyler yapmak lazım.

Daha az stres, daha çok eğlence lazım.

En verimli yıllardayız, daha çok çalışmak lazım.

Çocuklar büyüdü, daha çok kendimize vakit ayırmak lazım.

Gezmek, görmek, tatmak lazım.

Ama aynı zamanda boğazı tutmayı öğrenmek lazım.

Spor yapmak, zinde kalmak lazım.

Tartıya çıkınca mutlu olacağımız rakamlara inmek lazım.

Sadece söylemek değil, yapmak lazım.

Yeni projeler üretmek lazım.

Sadece üretmek değil, hayata geçirmek lazım.

Daha çok sevmek, daha çok dua etmek lazım.

Karı koca daha çok baş başa kalmak lazım.


Aman sen de, ne kadar tezat oldu bu yazı diyenler,

hangisinden vazgeçebilirsiniz? 


Herkese musmutlu bir yıl dilerim :)




 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez