31 Mart 2012 Cumartesi

Evlilik - Evcilik...Bir harf hayat değiştirir!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 20:48 0 yorum
  


Malesef ülkemizde hala çocuk evlilikleri devam ediyor. Buna artık dur demenin zamanı geldi de geçiyor. 
Sevgili Perizad Demirez' in biz internet anneleriyle paylaştığı 23 Nisan etkinliğini aynen aktarıyorum :

Çocuklar evlenmez, şeker yer, koşar, eğlenir!

23 Nisan Çocuk Bayramı'nda elimizde şekerlerle Taksim Tramvay Durağında toplanıyor, "Çocuktan Gelin Olmaz" diyoruz!



Eğer sen de 23 Nisan gerçek anlamını bulsun, bütün çocuklar mutlu olsun, gelin olmasın diyorsan, şekerini al Taksim’e gel.


Topladığımız şekerleri çocuk gelinlerin en yoğun olduğu illerin valilerine gönderelim!

Neden 23 Nisan?


Çünkü 23 Nisan bütün çocukların bayramı…

Her yıl 23 Nisan’da bu ülkenin bütün çocukları coşar, eğlenir, şeker yer şımartılırlar.

Ama bazıları hariç.
Bu ülkede bazı çocuklar şeker yemeden, bebekleriyle oynayamadan 23 Nisan kutlayamadan erkenden büyütülürler.
Küçücük kız çocukları zorla, çocuk yaşta evlendirilirler.
Ama artık biz onları yalnız bırakmıyoruz.
Ellerinden tutuyoruz, sahip çıkıyoruz, duyuramadıkları sesleri oluyoruz.

Bu topraklarda çocuk yaşta evlendirilen bütün kız çocukları için, çocuk gelinler için 23 Nisan’da Taksim’de ellerimizde şekerlerimizle buluşuyoruz.

Getirdiğimiz bu şekerleri topluyor ve hepsini çocuk gelinlerin en yoğun olduğu illerin valiliklerine yolluyor,  “Vali Bey o çocuklar sizin çocuklarınız, bu ülke bu çocukları size emanet etti. Şimdi eğer küçücük kız çocukları bayram kutlayamıyor, şeker yiyemiyor, sokakta oynayamak yerine evde kadınlık yapıyorsa, bunun sorumlusu sizsiniz! Lütfen bir şeyler yapın! Engel olun!” diyoruz.

Eğer sen de 23 Nisan gerçek anlamını bulsun istiyorsan; çocuklar mutlu olsun, gelin olmasın diyorsan, şekerini al Taksim’e gel.

Biz 23 Nisan’da “çocuktan gelin olmaz” demek için şekerlerimizle birlikte saat 13:00 ‘de Taksim Tünel’deyiz.

Bu çocukların sana da ihtiyacı var...


(Facebook Etkinlik Sayfası açıldı. Katılmak icin www.tazeanne.com 'dan direkt ulaşabilirsiniz.)


23 Nisan' dan daha anlamı bir gün olabilir mi? 




22 Mart 2012 Perşembe

Ta taa, aile yine büyüyor!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:38 4 yorum
Son zamanlarda Twitter anneleri arasındaki "İkinciyi yapsak mı? Zamanı geldi artık..Yok, bana bir tane yeter" şeklindeki tartışmalar süredursun, Amerika' daki ablamın cephesinden bomba haber geldi. Beş yaşında kızı ve iki yaşında oğlu olan sevgili ablam yine hamile! Kendince bu defteri kapatmıştı. Artık rahat etmek istiyordu..
Önce kabullenemedi, çok ağladı, bunalıma girdi. Fakat ben bu anlamda kadere inanıyorum. Doğuma ve ölüme biz karışamayız. İstesek de istemesek de doğacak olan doğuyor. Öyle ya da böyle.
Şimdilerde artık ufak ufak alışmaya başladı üçüncü çocuk fikrine. Ben de aile büyümeye devam ettiği için seviniyorum.
Yaşasın, yine teyze oluyorum :)

Şu anda beş erkek ve dört kız kuzenler. Eşitlenmek üzere küçük bir erkek mi gelecek, yoksa kızların ezici üstünlüğü mü olacak henüz bilemiyoruz.

Hayırlısı olsun. Yeter ki sağlıklı gelsin.

Haydı küçük yavru, seni burada bekleyen küçük bir ordu var :)

En sevdiğim muffin tarifi

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 00:28 17 yorum
Bu aralar her hafta muffin yapıyorum. Hem çok kolay ve hızlı yapıldığı için, hem de çok lezzetli olduğu için çocuklar ya da kocacım ne zaman isterse hemen yapıveriyorum.
Gerçekten o kadar basit ki, en deneyimsiz kişi bile kolaylıkla yapabilir.
Bu aralar yaptığım muffinlerin tarifi sıkça sorulduğu için burada paylaşmaya karar verdim. Umarım sizin de hoşunuza gider.

Gelelim tarife:                                                                                      Ölçü olarak orta boy bir nescafe fincanını kullanıyorum. Bu şekilde bende on iki adet muffin çıkıyor. Sizde farklı çıkarsa, muffin kalıplarımız farklı olabilir.

Malzemeler :

1 yumurta
2 fincan toz şeker
1 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağı (ben ayçiçek kullanıyorum)
3 fincan un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Ben bu karışıma bir tatlı kaşığı karbonat da ekliyorum. Böylece daha çok kabarıyor. Ama kullanmasanız da olur.

Hazırlanışı :

Burada temel prensip şu : kuru malzemeler ayrı , yaş malzemeler ayrı karıştırılacak, en sonunda hepsi birbirine yedirilecek. Ama önce yumurta ve şekeri köpürtene dek yüksek devirde çırpın. Ardından sırasıyla sıvı yağ ve yoğurt ekleyip iyice karıştırın.

Başka bir kapta un, kabartma tozu, karbonat ve vanilyayı karıştırın. En son iki karışımı karıştırın. Burada bir püf noktası daha vereceğim. Islak malzemeyi kuru malzemeyle karıştırıken çok homojen bir sıvı elde etmeye çalışmayın. Unlar kaybolduğu anda karıştırmayı bırakın. Ne kadar az karıştırılırsa, o kadar pofidik oluyor.

Bu karışıma istediğiniz malzemeyi ekleyebilirsiniz. Ben bu aralar sürekli yeni karışımlar deniyorum. Bu haftaki favorimiz fıstık ezmesi-muz-nutella karışımıydı. Ondan önce kuru üzüm-limon rendesi çok beğenilmişti.
Bu noktadan sonrası sizin zevkinize ait. Yapa yapa en sevdiğiniz muffin tadını elde edeceksiniz.

Son bir tüyo : kuru meyve kullanacaksanız, katmadan suda bekletin ki yumuşasın.

En son karışımı muffin kaplarına döküp onceden ısıtılmış fırında 150-200 derecede pişirin. Çatal batırdığınızda çatal temiz kalıyorsa muffinleriniz pişmiş demektir.

Herkese afiyet olsun!

19 Mart 2012 Pazartesi

Dişlerrr..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:33 0 yorum
Her bebekte dişler farklı çıkar. Genelde altı-yedi aylıkken ilk dişler gelir. Fakat bazı bebekler çok daha önce veya sonra diş çıkarabiliyor.
Yandaki şemada genel bir özet geçilmiş. Fakat bizde diş çıkarma yandaki resimle hiç alakası olmayan bir şekilde gelişti.
Emir yedi aylıktı neredeyse ilk dişler geldiğinde. Birkaç hafta sonra üstler de patladı. Sonra gelenler hep dörder dörder geldiler.
Emir şu anda bir yaşında ve ağzında on iki tane diş var!
Bu benim için çok yeni bir durum çünkü bütün yeğenlerim ve kendi kızım da genel olarak hem geç, hem de yavaş diş çıkardılar.
Bir taraftan diş meselesi bir an önce bitsin istiyorum, Emir erkek olduğu için midir bilmem ama, Defne'den çok daha zor diş çıkarıyor. Kadınlar daha dayanıklıdır ya, bizim evde bu gerçekten çok net belli oluyor. Defne bizi diş çıkarma dönemli minimum şekilde yordu. Emir ise tam tersi, her dişle beraber huysuzluk had safhada. Bütün gün ağlanıyor ve kucağımdan inmek istemiyor. Her seferinde burnunun tıkanması da cabası. Burnu tıkalı olunca da uykusu bin beş yüz yetmiş iki kere bölünüyor ve emmesi de kabusa dönüyor.
Çocuğun burnu öyle tıkalı ki, artık silmekten kanamaya da başladı. Sadece onun için değil, bizim için de çok zor bir dönem.
Bu yüzden sadece dört tane köpek dişinin eksik olmasına seviniyorum. Onlar da çıktı mı, ikinci azılara kadar biraz uyku uyuyabileceğiz ailece. Malum, artık dördümüz aynı odada yattığımıza göre, bu durum hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.
Parmaklar devamlı ağızda ve salyalar durmadan aktığına göre, köpekler de yolda. Hadi oğlum, çıkar onları bir an önce de azıcık uyuyalım..

10 Mart 2012 Cumartesi

Kansersiz Yaşam Derneği ve Müthiş iki Kadın!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 19:46 0 yorum
Dün 6. Blogger Anne - Baba toplantımızın çok özel konukları vardı. Her seferinde farklı bir amaçla bir araya gelen bloggerlar bu sefer Kansersiz Yaşam Derneği ve enerjisiyle bizi hayran bırakan sevgili Dida Kaymaz ile tanıştı. 
Dida yedi yıldır farklı kanser türleriyle yaşıyor. Önce mide, ardından kolon ve akciğer kanserine yakalanıyor. Kanser hücreleri en son karaciğer ve beynine sıçramış. O, bunları öyle sakin ve pozitif anlatıyor ki, bunun bir hastalık olarak görülmemesi gerektiğini, daha çok bir arkadaş gibi görmek gerektiğini söylüyor. "Arkadaşınızın ihtiyaçlarını bir süre karşılamazsanız, sizi terk edip gider. Kanser de böyle bir şey" diyor.


Dida’nın tedavisi Milano’da, bu alandaki en iyi bilim adamlarından İtalya eski Sağlık Bakanı Prof. Dr. Umberto Veronesi tarafından gerçekleştiriliyor. Kanser tedavi sürecinde psiko-onkolog ve onkolog-diyetisyenin  ne kadar önemli olduğunu ve kafamıza göre ilaç veya bitkisel tedavi şekillerini başka kanser hastalarıyla paylaşılmasının doğru olmadığını söyleyip her vakanın farklı değerlendirilmesi gerektiğinin özellikle altını çizdi.


Kansersiz Yaşam Derneğiyle il il dolaşan Dida, deneyimlerini ve o güzel enerjisini başka hastalarla paylaşıyor.


Toplantının bir diğer konuğu ise sevgili Dr. Şerife Şimşek' ti. Bize 

  • Her kadının adetin başlangıç gününü birinci gün kabul edersek, 8. ve 10. günler arasında yatarak ya da banyoda göğüslerini kontrol etmesi gerektiğini
  •  Memenin bir kadın için en feminen bölge olduğunu, herhangi bir kitle 3.5 cm’i geçmediği ya da koltuk altına yayılmadığı sürece memeyi almayı tercih etmediğini
  • Meme alınması zorunlu olduğu durumlarda rekonstrüktif cerrah arkadaşıyla beraber ameliyata girdiğini ve
  • Otuz iki yaşından önce hamile kalmış ve 9 aylık gebelik sürecini tamamlamış annelerde ve bebeğini emziren annelerde meme kanseri olma oranının daha düşük olduğunu
anlattı.

Her ikisiyle de tanışmaktan son derece memnunum. Ayrıca 50 kişiye 50 mamografi hediye edeceklerini söylediler. İlgilenenler sevgili Yeşim Mutlu'nun blogundan ulaşabilirler.

Not :

7. Blogger Anne-Baba toplantısının konusu şimdiden belli oldu. Bu sefer  Hakkari/Yüksekova’daki Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu’na malzeme yardımı ve okul içerisinde kütüphane kurmaya destek olmak üzere toplanacağız. Haydi bu sefer ayarlayın!

4 Mart 2012 Pazar

Uyku eğitimi - yeni değil, yine başladık!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:41 6 yorum
Geçen sene, Emir yaklaşık dört aylıkken, ilk defa uyguladığım uyku eğitimi beklediğim gibi gitmemiş, minik adamın çok sert defansıyla karşılaşmıştım. Ne kadar uğraştıysam da yapamadım, olmadı. Halbuki Defne'den de tecrübeliydim. Bununla ilgili yazılarıma buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.
Karşı çıkmaya devam edince çok erken olduğunu düşünüp daha ileri bir tarihte tekrar denemeye karar vermiştim.
Bu arada Emir paşa çok şımarık bir şekilde sadece üzerimdeyken uyumaya alışmıştı. Başka türlü kesinlikle dalamıyor, kıyameti koparıyordu. Biz de yeter ki uyusun diyerek bunu uzun bir süre devam ettirdik.
Bunu gören Defne kızım "o can da ben patlıcan mıyım" diye düşünmüş olmalı ki, doğduğundan beri hiç yapmadığı bir şey yapmaya başladı. Artık her gece bizim yatağa geliyor, kendi yatağına dönmesi için de asla ikna edemiyorduk. Böylece önce dördümüz bir yatakta uyumaya çalıştık. Fakat deli gibi uykusunda dönüp duran, hatta durup durup yüzümüze, karnımıza minik tekmeler atan bücürükler yüzünden bu da  imkansız hale gelince yatakları ayırmaya karar verdik. Hem de önceleri hep asla! yapmam dediğim şekilde (işte yine tükürdüğümü yalamıştım sayın seyirciler) : Benim yanımdayken asla uyumadığı ve sürekli üzerime çıkmaya çalıştığı için Baba Emir' le misafir odasında, ben de Defne ile kendi yatağımda mutlu mesut uyumaya başladık. Önce alan memnun, satan memnun bir şekilde uyumaya devam ettik. Fakat zaman geçtikçe bu durumdan çok rahatsız olmaya başladık. Sonuçta orası bizim yatağımızdı, fakat çok fena kaptırmıştık küçük canavarlara.
Bir süre böyle uyuduğumuz için de Defne hanım koca yatağı öyle benimsedi ki, kendi yatağı olduğunu iddia etmeye başladı. Öbür yatak küçükmüş, o da artık bebek değilmiş, o yüzden ancak annenin yatağı gibi kocaman bir yatakta yatabilirmiş! İşte hapı yutmuştuk. Bunu duyunca radikal bir kararla olaya el koymaya karar verdim. Yeniden uyku eğitimi verecektim, hem de ikisine birden.
Şöyle ki, Emir'e üzerimize çıkarak değil de kendi kendine uyumanın normal olduğunu, Defne'ye de kendi odasında uyuması gerektiğini baştan öğretmeye karar verdim.
İlk gün ikisi için de çok zor oldu. Olağan güçleriyle karşı koymaya çalıştılar. Emir tam bir saat içli içli ağladıktan sonra uyudu. Zaman zaman vazgeçme noktasına geldiysem de, onun iyiliği için olduğunu düşünerek sabırlı davrandım. İkinci gün karşı koymalar azalmakla beraber yine de hayli ciddi boyuttaydı. Kırk beş dakikada bitmişti iş. Üçüncü gün sürenin iyice azalacağını düşünerek devam ettim fakat feci yanıldım. Direnç tavan yaptı ve tam bir saat on dakika sürdü. Gafil avlanmıştım ama pes etmedim. Etseydim onu bu kadar boşuna ağlatmak istedim. Bugün dördüncü gün ve denediğim iki seferde de süre on beş dakikaydı. Üstelik ağlamalar çok azalmıştı. Daha çok söylenme tarzındaydı ki bu oldukça kabul edilebilir bir durumdu.
İyice alışana kadar devam edeceğim. Bu arada önemli olan bir rutin oluşturmak. Detaylı bilgi için Tracy Hogg' un kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Defne'ye gelince, o da oldukça ciddi bir direniş gösterdi. Kreşteki öğretmeniyle de konuşarak bu işi beraber çözmeye karar verdik. Ben ona her seferinde kendi odasında yatması gerektiğini, artık herkesin kendi yatağında yatması gerektiğini anlatıyorum. Öğretmeni de aynı şeyi anlatarak bunu uyguladığı her gün  eline en sevdiği sticker'lardan yapıştırıyor. Şimdilik her gece kendi yatağında uyuyakalıyor fakat gecenin bir yarısı mutlaka yanımıza geliyor. Fakat bunu da halledeceğimizi biliyorum. O yüzden her gün anlatmaya ve telkin etmeye devam.

Bu hafta bu işi bitirmeyi düşünüyorum.





 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez