29 Şubat 2012 Çarşamba

Artık sebze yedirmek çok kolay!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:30 0 yorum
Defne katı gıdaya geçtiği günden beri yemek yedirmek benim için kabus oldu. Özellikle sebzeden hiç hoşlanmadığı için, yedirebilmek için yapmadığım şey kalmadı. Ama olmadı, bir türlü beceremedim. Ta ki annem bir gün bize dolma yapıp gönderene kadar.
Aslında bu her zaman yaptığı dolmaydı, bir değişiklik yoktu, ama benim kafama bir türlü dank etmemişti.
Annemin dolmasından tam üç tane yedi o gün Defne. İlk defa, ve çok da severek!
Dolmanın sırrı, içi sebze dolu olmasıydı. Bu tarifin sayesinde artık bir sürü sebze yiyor Defne. İşin güzel tarafı, tarif edeceğim harcı her türlü dolmada kullanabilirsiniz. Benim favorim beyaz lahana dolması ama siz istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.

Gelelim tarife :

Ben yemek yaparken pek ölçü kullanmam, o yüzden sadece malzemeleri sayacağım. Siz de kendi tercihinize göre katarsınız.

Kıyma
Pirinç
Kereviz rendesi
Havuç rendesi
Kabak rendesi
Soğan rendesi
Sarımsak
Bol domates rendesi
Bir kaşık salça
Maydanoz
Dereotu
Biraz da nane

Bunları iyice harmanlayıp istediğiniz baharatları katıyorsunuz. Ben tuz, karabiber, tatlı kırmızı biber ve biraz
kimyon kullanıyorum.

Bu harçla istediğiniz tarzda dolmayı hazırlayıp bol domatesli suda haşlıyorsunuz ve afiyetle yiyorsunuz - çocuğunuza yediriyorsunuz.

Umarım siz de benim kadar seversiniz :)



26 Şubat 2012 Pazar

Of ki ne of!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:18 3 yorum
Daha önce yazmıştım, geçtiğimiz Kasım'da yeğenim Eda'nın apandisiti patlamış, acil ameliyata alınmıştı. Ameliyattan sonra bir süre her şey yolunda gibi görünse de yaklaşık iki ay sonra tekrar ateşlenip karın bölgesinde şikayetiyle hastaneye yatırılmış, batına kadar oluşan iltihap nedeniyle tekrar ameliyat olmuştu. Bu sefer sadece diren takılıp iltihabın akıtılması denenmişti. Bağırsakları çok inceldiği için doktor büyük ameliyattan kesinlikle kaçınmaya çalıştı. Başarılı da oldu. Bir kaç günde toparlanan Edoşum eski hayatına dönmüş, biz de rahat bir nefes almıştık. Bu arada bir sürü arayan soran oldu, ama bir türlü "tamam, artık çok iyi, geçti gitti " diyemedik.  Bu arada yine bir buçuk ay geçti ve Emir'in doğum günü geldi çattı. Aile arasında küçük bir parti şeklinde kutlamaya karar verdik. İlk doğum günü olduğu için dışarıda kutlamak zaten seçenek bile değildi, kalabalık olsun da istemedim. Annemler de yurt dışında olduğu için kardeşimin ve bir iki yakın arkadaşımın bebekleriyle katılacağı ufak bir parti yapmayı düşündük. Doğum gününden bir gün önce Eda yine ateşlendi. Önce gribal bir durum sandık ama karın bölgesinde ağrı ve ameliyat izinde şişme olunca yine soluğu hastanede aldık.
Hemen ultrasonla baktılar ve çok şükür, sadece deri altında ufak bir iltihap olduğu ortaya çıktı. İkinci ameliyatı yapan doktorla konuşuldu ve ertesi gün için randevu alındı. Bu haberle nispeten rahat bir uyku çektik fakat ameliyat olma ihtimali göz önünde bulundurularak Emir'in partisini iptal ettik. O günü oğlumla baş başa, sessiz sakin bir şekilde geçirdik. Akşam ise babası ve Defne ile ufak bir pasta kestik. O arada haber geldi.
Eda'nın karnındaki iltihap bir gecede batına kadar çoğalmıştı. Bu durum hepimiz için sürpriz olduysa da Eda'mın hastanede kalmak zorunda olmasına sebep oldu. İlk gün damardan antibiyotik verip iltihabı kurutmaya çalıştılar. İkinci gün de tekrar diren takılmak üzere ufak bir operasyon geçirdi.
Apandisitin olduğu bölgede ufak bir kaçak tespit edildi. Bütün bunların sebebi oymuş. Şimdi bir hafta hastanede kalacak.Tekrar eve dönebilmesi için iltihabın tamamen kurutulmasını bekliyor doktor.
Bu arada Edoşumun keyfi gayet yerinde. Yürüyor, koşturuyor, hatta hepimize laf yetiştiriyor.

Umarım artık tamamen biter bu kabus! Amin.

24 Şubat 2012 Cuma

Memir' im 1 yaşında!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 20:24 10 yorum
Yine aynı duygular içerisindeyim..Zaman çok çabuk geçiyor. Hatta fazla çabuk. Seni daha dün doğurmamış mıydım? Ne zaman büyüdün de birinci yaş doğum günün geldi?
Bugün neler geçti aklımdan. İleride okuyunca "anne saçmalamaa" diyeceğini duyar gibiyim ama ne yapalım, elimde değil. Bu kadar hızlı büyüyüp,  kendi kanatlarınızla uçacağınız günlerin çok çabuk geleceğini idrak ettim. Belki evin küçüğü olduğun için, belki de başka kardeşiniz olmayacağı için, senin ilk doğum gününü biraz buruk karşıladım.  Ama yapacak bir şey yok. Büyüyüp kendi hayatlarınızı kuracaksınız ve ben en büyük destekçiniz olacağım. Bu hayatta mutlu olmanız için elimden geleni yapacağım. Hiç bir şey bilmiyorsam da bunu çok iyi biliyorum!

Sana gelince, sevimli mi sevimli, yakışıklı mı yakışıklı (her anneye kendi yavrusu öyle gelir ya :) genç bir adam oldun. Ne istediğini çok iyi biliyorsun. Bir şey istediğin zaman da kıyameti koparıyorsun. O sakin çocuk gidiyor, yerine aslan parçası geliyor.
Biraz! tombiksin hala. Anne sütü sana çok yaradığı için sana yemek yedirmeye korkuyorum daha da tombikleşme diye. Anne sütünden olduğu için yürüyünce hızlıca kilo vereceğini biliyorum ama zaten çok ağır olduğun için doğru dürüst yemek yemen için biraz beklemen lazım çünkü şimdiden seni taşıyamıyorum. En son ölçtüğümde on üç kg idin, bu da bir yaşında bir bebek için biraz fazla :)
Dört buçuk aylık olduğundan beri ayakta çok sağlam durabiliyordun. Bu yüzden senin de Defne gibi erken yürüyeceğini tahmin ettiysek de yanıldık :) Beş buçuk aylıkken oturabilen, altı buçuk aylıkken de emekleyen sen, yürümeye gelince birazcık tembel çıktın. Şu anda beş altı adım yürüyüp kendini kucağımıza atıyorsun. Aslında parmağından tutunca koşarak gidiyorsun ama kendine henüz güvenmiyorsun. Gerçekten koşacağın günler de çok yakında.
Bu arada dört azı dişin birden geliyor. Bu da demektir ki uykusuzluk ve huysuzluk had safhada ama bu senin suçun değil. Yakında o da geçecek. Daha bir yaşında olmana rağmen on iki dişin var (dördü daha yeni çıkıyor).
Benim kucağımdan hiç inmiyorsun bu aralar. Koala gibi yapışıyorsun, sürekli yüzümü okşuyorsun..

Minik oğlum, sarı şekerim, seni çok ama çok seviyoruz!

İyi ki girdin hayatımıza, iyi ki doğurdum seni :))





16 Şubat 2012 Perşembe

Yaş 35, yolun yarısı eder..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 17:49 0 yorum
Cahit Sıtkı Tarancı'nın güzel şiiriyle başlamayı uygun gördüm..


Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. 
Dante gibi ortasındayız ömrün. 
Delikanlı çağımızdaki cevher, 
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, 
Gözünün yaşına bakmadan gider. 

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? 
Benim mi Allahım bu çizgili yüz? 
Ya gözler altındaki mor halkalar? 
Neden böyle düşman görünürsünüz, 
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? 

Zamanla nasıl değişiyor insan! 
Hangi resmime baksam ben değilim. 
Nerde o günler, o şevk, o heyecan? 
Bu güler yüzlü adam ben değilim; 
Yalandır kaygısız olduğum yalan. 

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; 
Hatırası bile yabancı gelir. 
Hayata beraber başladığımız, 
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; 
Gittikçe artıyor yalnızlığımız. 

Gökyüzünün başka rengi de varmış! 
Geç farkettim taşın sert olduğunu. 
Su insanı boğar, ateş yakarmış! 
Her doğan günün bir dert olduğunu, 
İnsan bu yaşa gelince anlarmış. 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! 
Her yıl biraz daha benimsediğim. 
Ne dönüp duruyor havada kuşlar? 
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? 
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? 

Neylersin ölüm herkesin başında. 
Uyudun uyanamadın olacak. 
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? 
Bir namazlık saltanatın olacak, 
Taht misali o musalla taşında. 


Bu kadar karamsar olmasam da, hiç bir şey eskisi gibi değil artık. Ama bu yaşlarımı daha çok sevdim.



İyi ki doğdum :)





13 Şubat 2012 Pazartesi

Kreş Sorunsalı

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:32 4 yorum
Yine tükürdüğümü yaladım sayın seyirciler. Anne olmanın verdiği bir alışkanlık olsa gerek, o kadar çok başıma geldi ki...ve gelmeye devam ediyor!
Şimdiye kadar kreş/okul konularında çok net ve kesin konuştum. Benim için ilkokulda önemli olan okul değil, iyi öğretmendi. Dolayısıyla kreşte de aynı şey geçerliydi. Önceliklerim arasında eve yakın olması, temiz olması, öğretmenin sevecen ve ilgili olması, çocukların hava nasıl olursa olsun açık havada vakit geçirmesi ve yemeklerin düzgün olması vardı.
Bir de Almanca olursa, tadından yenmez diye düşünürdüm. Bu kriterlere tıpatıp uyan bir kreş buldum. Üstelik akşam yediye kadardı ve yaz tatili yoktu. Benim için biçilmiş kaftandı.
Ekimden beri Defne oraya gidiyor. İlk başta her şey iyi gözükse de zamanla çıkıyor ortaya birtakım şeyler. Önce yemek konusu dikkatimi çekti. Her gün bir sürü karbonhidrat yediriyorlar çocuklara. Yemek orada piştiği için kolaylarına ne geliyorsa onu yapıyorlar sanırım.
Sonra soğuk ve yağmurlu havalarda hiç dışarı çıkmadıklarını fark ettim ki bu özellikle sorduğum bir konuydu kayıt etmeden önce. Verdikleri cevap da zaten bunu hep yaptıklarını ve bunun çocuklar için çok önemli olduğuydu.
Defne'nin öğretmeni gerçekten dünya tatlısı bir kadın. Hatta kızımın okula alışmasındaki en büyük sebep o diyebilirim. Her gittiğimizde onu dünyanın en önemli kişisiymiş gibi karşılayan, hep çok anlayışlı ve sevecen davranan biri. En büyük artısı buydu fakat yarı yılda verdikleri psikolojik değerlendirme trajikomik olunca bütün fikrim değişti. Defne önümüzdeki yıl kesinlikle başka bir yuvaya gidecek!
Değerlendirmeye gelince, ilk olarak Defne'nin sadece üçe kadar sayabildiğini yazmışlar. Desteklenirse başarabilir diye bir not da düşmüşler. Bunu görünce şok oldum çünkü uzun zamandır hem Almanca, hem Türkçe, hem de İngilizce çok rahat 10'a kadar sayabiliyor. Bununla birlikte yükseğe tırmanamadığını ve yüksek bir yerden atlayamadığını yazmışlar. Bunun üzerine on dört aylıkken arkadaşıyla beraber koltuğun üstüne tırmanıp oradan da pencere kenarına çıkıp yere atladıkları video'yu yollasam mı yollamasam mı diye düşünmedim değil!
Bir yerde içine kapanık(!) olduğunu yazıp, bir sonraki sayfada sınıfın lideri olduğunu ve herkesi yönettiğini yazmışlar. Ama en komiği şuydu : Tek ayak üstünde zıplayamıyor, desteklenirse başarılı olabilir. Bunu ona hiç yaptırmamıştım gerçekten. Denediğimizde de gerçekten yapamadı. Ben de okula not yazdım. Bu madde haricinde hiçbirinin doğru olmadığını, sayabildiğini, tırmanıp atlayabildiğini ve hiç de içine kapanık olmadığını, fakat gerçekten de tek ayak üstünde zıplayamadığını yazdım. İki buçuk yaşında bir çocuktan bunu zaten beklemediğimi, fakat gelişimi için çok önemliyse bunun üzerinde duracağımı da ekledim. Cevap ne gelse beğenirsiniz? - Önemli değil, zaten bu yaş grubundan beklediğimiz bir hareket de değil.
Peki bunu bana neden yazıyorsun not olarak diye sormazlar mı?
Ya çocuğumun neler yapabildiğini çözememişler, ya da yapabildiği şeyleri onlara göstermeyecek kadar açamamışlar onu. İki durumda da benim için burası bitmiştir.

Yaşayarak öğrendim ki, kreş de olsa, kurumsal bir yer seçmek çok daha mantıklı. Sizin kreş tecrübeniz varsa, paylaşır mısınız?


9 Şubat 2012 Perşembe

3 sene geçti..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 00:54 6 yorum
Dün gibi sanki seninle karşılaşmamız. Kıyameti koparmıştın hemen. Öyle minik, narin ve güzeldin ki..
Birçok ilklerimizi seninle yaşadık. İlk kez senin sayende anne-baba olduk. İlk defa birini koşulsuz şartsız sevebileceğimizi gösterdin. En önemlisi, ilk defa hayatımız boyunca birisi için sorumluluk hissedeceğimizi öğrettin. Ne kadar büyürsen büyü, hep bizim küçük kızımız olarak kalacaksın. Bunu şimdiden söyleyeyim.
İlk yılında bir sürü şey öğrendin. Bize de öğrettin. Aile olmayı, ebeveyn olmayı seninle öğrendik. Sen de önce beş buçuk aylıkken oturmayı, altı aylıkken emeklemeyi, dokuzuncu ayın sonlarına doğru yürümeyi, ve en sonunda da konuşmayı öğrendin. Bir daha da hiç susmadın.
Anne ve baba gibi basit iki kelimeyi ilk defa senin o güzel ağzından duymanın ne demek olduğunu bir anlatabilsem..Dünyaları verdin bize.

Sonra birinci yaş doğum gününü kutladık. Anne-Babalar için çok değişik duygular barındıran bir gündür ilk doğum günü. Hem gurur duyduk seninle, hem de çok hızlı büyüdüğün için üzüldük. Sen ise kalabalık ailemizde mutlu mesut büyümeye devam ettin. Artık tek kelimelerin yerini önce iki kelimelik, sonra da üç kelimelik cümleler almaya başladı. Üstelik Almanca öğrendiğin için karman çorman cümleler kurmaya başladın. Öyle tatlı konuşuyordun ki, seni düzeltmek bile gelmiyordu içimden. En çok yemek konusunda zorluyordun bizi. Ama armut dibine düşer misali çok fazla takmamaya çalışarak hayatımıza devam etti.
Bu arada Caillou girdi hayatımıza ve bir ara onsuz ne yemek yedin, ne uyudun, ne de herhangi bir şey yapmak istedin. Öyle çok sevdin ki Caillou'yu, bir ara hiç bitmeyecek sandık.

Sonra ikinci yaşını kutladık. Bu senin tek çocuk olarak son doğum günündü. O yüzden yine hüzünlendim. Sadece on beş gün sonra kardeşin Emir doğdu. Senin için yepyeni bir dönem başladı.
Benim minicik biricik kuzum birdenbire evin büyük çocuğu oldu. Ama biliyor musun, bunu da çok güzel bir şekilde kotardın.
Ara ara arıza çıkardıysan da genel olarak kardeşini çok seven, onu her daim kollayan harika bir abla oldun.
İki buçuk yaşında kreşe başladın. İlk hafta çok zorlandın, benden ayrılmak istemedin hiç ama artık çok seviyorsun. Bir sürü şarkı öğrendin. Sen söyledikçe biz gurur duyuyoruz. Dünyanın en güzel şarkı söyleyen kızı sensin.


Bugün 09.02.2011.  Her ne kadar on bir olduğunu iddia etsen de, artık üç yaşındasın. Bebeklik dönemi iyice geride kaldı. Yine karışık duygular içerisindeyim. Hem üzülüyorum yine çok hızlı büyüdüğü için, hem de çok seviniyorum artık daha çok şey paylaştığımız için.
Seninle bir yere gitmek çok kolaylaştı. Arada bir bizi çıldırtsan da, genel olarak çok komik ve eğlenceli bir kızsın.
Almanca ve Türkçe'ye bir de İngilizce eklendi. En sevdiğin şarkı Adele - Someone Like You. Sürekli onu dinlemek istiyorsun, arabaya biner binmez de söylemeye başlıyorsun. Öyle tatlı oluyor ki.. Dedim ya, dünyanın en güzel şarkı söyleyen kızı sensin diye..


İpek saçlı kızım..İlk göz ağrım..
İyi ki doğdun
İyi ki bizi anne baba yaptın
İyi ki hayatımıza girdin...

Seni dünyadaki her şeyden daha çok seviyoruz!
 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez