23 Aralık 2012 Pazar

Buz Pateni

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 15:59 0 yorum
Bu sonbahar Defne'ye paten aldım. Aslında çok erkendi ama kendi yatağında yatmasını teşvik etmek için çok istediği bir şeyi alacağıma söz verdim. Önce doğum günü hediyesi olacaktı fakat yatak meselesi dayanılamayacak hale gelince pateni acil olarak almak zorunda kaldım.
Görünce bayıldı, fakat hem havalar bozduğu için, hem de binmeyi bilmediği için önce evde ve daha az kaygan olduğu için sadece salondaki halıda binmesine izin verdim. Temel kurallarını öğrettikten sonra serbest bıraktım ve halının üzerinde gidip gelmeye başladı.
Bir süre sonra halı yetmemeye başladı tabi fakat parke çok daha kaygan olduğu için düşüp durdu. Ben de evimize on dakika mesafede buz pateni sahası olan bir AVM' de ders almasına karar verdim. Böylece kış boyu ders alacak, yazın da kendi patenlerini dışarıda kullanabilecek. Prensip aynı, o yüzden en iyisi bu diye düşündüm.
Sabah hazırlanıp gittik. Defne çok istekli ve heyecanlıydı. Ders alacağımızı söylediğimizde en erken dört yaşında verebileceklerini söylediler. Bizimki uzun boylu olunca ve doğum gününe bir buçuk ay gibi kısa bir süre kalınca kabul ettiler.
Şansımıza yirmi dakika sonraya boş ders vardı, biz de hemen tamam dedik.
Öğretmenin erkek olduğunu görünce biraz hayal kırıklığına uğrasa da kısa sürede toparladı ve derse başladı.
Önce öğretmenin önünde durarak hızlıca bir tur attılar beraber. Bu Defne'nin çok ama çok hoşuna gitti. Hem gurur, hem sevinç hem de heyecan bir aradaydı.
Arkasından temel kuralla geçtiler. Bu bölümde zaman zaman sıkıldı. Hatta bir ara bırakmak istedi. Ben de onu kaydettiğimi ve bitince beraber seyredeceğimizi söyleyince derse devam etti. Bir süre sonra kendi başına kaymaya başladı. Gerçi tam kayma denmez, yürümeyle kayma arası bir şey ama ilk ders için hiç fena değildi. Hatta yere koydukları kukaları tek başına toplayabildi kayarak.
Ders bitince yine gurur ve mutluluk dolu bir ifade vardı yüzünde. Hatta başta istemediği öğretmen bir sonraki derse girince üzüldü.
Ayakkabılarını giyerken tekrar yapmak isteyip istemediğini sorduğumda kocaman bir EVET! dedi.
Her hafta sonu götürmeye karar verdik. Yaşı uygun çocuğunuz varsa mutlaka tavsiye ederim, çok hoşlarına gidiyor.
Bu arada motive etmek için Caillou'nun  buz pateni yapmayı öğrendiği bölümü izlettim. O da önce pes ediyor, fakat devam edince çok hoşuna gidiyor.
Bazen Caillou gerçekten işe yarıyor :)




21 Aralık 2012 Cuma

Nutella'lı Muffin

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:54 0 yorum
Soğuk havalar başladı, kar da yağdı madem, mutfağa gidip içimizi ısıtacak bir muffin yapayım dedim. Bütün muffinleri severim ama her zaman favorim Nutella' lı olandır.

Lafı daha fazla uzatmadan hemen tarifini veriyorum :

Ölçü olarak standart bir nescafe fincanı aldım. Önemli olan hep aynı fincanı kullanmanız.
Benim kalıplarımda 12 adet çıkıyor.

1 yumurta
2 fincan şeker
1 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağı
3 fincan un
1 tk kabartma tozu
1 tk karbonat
1 paket vanilin
ve tabiki Nutella

Önce yumurta ve şekeri köpürene kadar çırptım. Ardından diğer sıvı malzemeleri teker teker ekleyip tahta kaşıkla karıştırdım.
Başka bir kapta kuru malzemeleri karıştırdım. Un olarak Sinangil'in kakaolu ve içinde kabartma tozu olan kek için özel olan ununu kullandım.

Gelelim en önemli noktaya:

Kuru malzemeler ıslak malzemeyle karıştırılırken çok homojen bir sıvı elde etmeye çalımayın. Sadece birkaç kez karıştırıp bırakın. Çok fazla karıştırırsanız kabarmaz.

Karışımı muffin kalıplarına eşit olarak dağıttıktan sonra önceden 200 derecede ısıtılmıs fırında pişirin.Her fırının pişirme süresi farklı olduğu için bilmeyenler için ufak bir tüyo vereyim. Kürdan batırdığınızda yapışmıyorsa, pişmiş demektir.

Muffinleri çıkarır çıkarmaz hemen bir türk kahvesi fincanıyla tek tek üstlerine sıkıca bastırıp turta şekli verdim. Son olarak oluşan çukura Nutella sürdüm.

Sıcak da yenebilir, soğuk da. İkisinin de tadı çok güzel :)

Umarım benim kadar seversiniz
Afiyet olsun.



9 Aralık 2012 Pazar

İBS Anne Bebek Çocuk fuarına bir iki :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:30 25 yorum
14-16 Aralık Lütfü Kırdar' da Anne Bebek Çocuk Fuarı düzenleniyor.

Bebek taşıma sistemlerinden en rahat ve en çok tercih edilenlerden biri olan BOBA Babywearing' in de katılacağı bu harika fuara bilet kazanmak istiyorsanız, salıya kadar yorum bırakmanız yeterli.

BOBA sponsorluğunda bilet kazanacak olan üç şanslı kişi random.org ile yapılacak çekilişle belirlenecek.

Haydi pamuk eller klavyeye :)

5 Aralık 2012 Çarşamba

Emir de okullu oldu :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:05 6 yorum
Arka arkaya doğurmanın iyi olduğu kadar, zor yanları da var. Benimkilerin arası sadece 24 ay olunca, tam dört senedir nefes alamaz oldum. Hala 7/24 anneyim.
Bunu şikayet etmek için söylemiyorum elbet, iyi ki varlar, Allah uzun, sağlıklı ömürler versin ama ben artık çok yoruldum.

Defne bütün gün okulda, tek çocukla idare edemiyor musun diyecek olanlar olacak ama evet, artık gerçekten idare edemiyorum. Günde bir iki saat de olsa, kendime, sadece KENDiME vakit ayırmak istiyorum artık.

Emir de o kadar yapışık ki, tuvalete bile beraber gidiyoruz diyeyim, siz anlayın.

Durum böyle olunca artık değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm ve Defne'nın gittiği okulun müdürüyle konuştum. Oyun grubundaki en küçük çocuk Emir'den üç ay büyük. Emir'in bana aşırı bağlı olmasını da göz önünde bulundurarak direkt yazdırmaktansa, bir ay denemeye karar verdik.
Haftada iki gün birer saatle başlayıp ufak ufak arttırarmaya karar verdik. Bu bir ay boyunca ben de onunla beraber sınıfa gireceğim, böylece kendini yalnız hissetmeyecek. En güzel tarafı, sınıfı Defne'nın sınıfının hemen yanında. Problem olursa gerekirse Defne' yi de koz olarak kullanabilirler diye düşünüp dün bismillah dedik.

Bu arada önce öğretmene alışmasını istedim. O yüzden akşam Defne çıkmadan bir saat önce götürdüm çünkü o saatte oyun grubundan kimse kalmıyor. Böylece öğretmen onunla birebir ilgilenebildi. Öğretmene iyice alıştıktan sonra ufak ufak sabahları götürmeye başlayacağım.

Çok heyecanlıyım, korkuyorum ama umutluyum :)

Her şey güzel olacak, değil mi?


27 Kasım 2012 Salı

İmza:Kızın

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:13 1 yorum
,Arkadaşım Banu bana bu kitaptan bahsettiğinde, "ne güzel bir fikir" diye düşündüm ama bu kadar etkileyici bir kitap olduğunu tahmin etmemiştim.
Gayet mutlu mesut okumaya başlamıştım ki, bir de baktım iki üç mektuptan sonra gözyaşlarım sel oldu, kendimi durduramıyorum.
Benim babamla ilişkim genelde hep iyi oldu. Hatta ben doğurana kadar hep babamın kızıydım. Doğurunca annemin neler çektiğini görüp biraz daha anneci oldum ama beni bilen bilir, hep babacıydım.
Böyle olduğum için de herkesin babasıyla ilişkisi iyi, ya da en kötü ihtimalle orta şeker diye düşünürdüm hep. Meğer ne kadar naif bir düşünceymiş.
Öyle vurucu, öyle yaralı mektuplar var ki, ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım. Onlar adına çok üzüldüm. Üzüldüm, çünkü baba demek bir kızın hayatındaki ilk erkek demektir. Bir baba kendini ve kızını bu muhteşem ilişkiden nasıl mahrum eder, aklım almıyor.
Bu kitabı mutlaka alıp eşlerinize verin, özellikle kız anneleri, size söylüyorum. Okutun ki çocuklarının hayatlarında ne kadar önemli bir rol oynadıklarını görsünler, ona göre davransınlar.

Bu kitap aslında bir üçlemenin ilki. Diğerleri de en az bunun kadar ilginç ve güzel olacak. Şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum.

12 Kasım 2012 Pazartesi

İz Çocuk Gelişim Merkezleri

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 14:33 0 yorum
                                                                                                   Geçen hafta çok keyif aldığım ve beni gerçekten çok etkileyen bir organizasyona katıldım. Aslında bunun AÇEV' in organizasyon olduğunu düşünmüştüm, fakat bize dağıtılan broşürlerde İz Çocuk yazınca başta biraz kafam karıştı, İz Çocuk ne? AÇEV ile bağlantısı nedir? gibi bir sürü soru vardı kafamda. Fakat dinledikçe her şey netleşti.
Hemen anlatmak istiyorum:


 İZ ÇOCUK GELİŞİM MERKEZİ, AÇEV destekli kurulan ve 16 ay ile 5 yaş arası çocuklara hizmet veren bir okul öncesi eğitim kurumudur. Bağımsız okulların yanında bir de şirketlerle ortak açılacak şubeler üzerinde çalışıyorlar. Amaç, kadınların işe giderken, çocuklarını şirket bünyesinde bulunan kaliteli bir yere güvenle bırakabilmelerini ve bu sayede çalışma hayatlarını sürdürebilme olanağını sağlamak.
Şu anda iki şubesi açılmış durumda. Biri Çekmeköy’de Özyeğin Üniversitesi’nin içinde diğeri de Koç Üniversitesi Rumeli Feneri Kampüsü’nde. Hedefleri beş yıl içinde yirmi okul açmak.
Bu okullarda neler var?
En büyük amaçları; dili iyi kullanma becerisine sahip, kendini, düşündüğünü, rahatça ifade eden, anadilini çok iyi kullanan, çağdaş değerlere sahip bireyler yetiştirmek. 
Neler sunuyorlar?
  • Öğrenme ve gelişme için ideal fiziksel ortam,
  • Bilişsel gelişimin en önemli unsurlarından biri olan dil gelişimine özel yaklaşım,
  • Kendiyle ve dünyayla barışık çocuklar için sosyal-duygusal gelişime yönelik özel program,
  • Her çocuğun farklı becerileri keşfetmesini sağlayan, öğrendiklerini uygulama fırsatı veren zengin atölyeler,
  • Ailenin eğitim hayatında aktif bir paydaş olduğu aile katılımı modeli,
  • Her çocuğu kendi içinde takip eden ve kuruma bütün olarak yaklaşan ölçme değerlendirme sistemi,
  • Öğretmenin programı en iyi şekilde uygulamasını ve kendini geliştirmesini sağlayan düzenli öğretmen eğitimi

Özellikle yabancı dile çok yatırım yapıyorlar. Oxford Press Üniversitesi’nden bir ekip tarafından desteklenen programda yaşayarak öğrenme metodu uygulanıyor.
Üstelik bütün bunlar için bir servet ödenmiyor, fiyatlar aynı şartlardaki bir çok okuldan çok daha makul.
Bütün bunları dinlerken aklıma takılan tek soru, bu okullardan elde edilen gelirin ne olacağıydı.  %100 olarak AÇEV' e aktarılacağını öğrenince, aklımda tek soru işareti kalmadı.
Bu şahane proje ile hem makul fiyata çok iyi okullar kurulacak, hem de elde edilecek gelirle başka anne ve çocuklara yardım edilecek, daha ne isterim ki?
Çok yakında iki anaokuluna gezi düzenlenecek. İlgilenen olursa yorum bırakın. 
AÇEV Destekli İz Çocuk Gelişim Merkezleri ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak isterseniz:
 www.izcocuk.combilgi@izcocuk.com; 0 (212) 339 18 10

Gurme Bebek- sen çok yaşa!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 13:59 0 yorum
Uzun zamandır yazı yazamıyorum. Bir yandan iki bebe, öteki yandan siparişler derken bloga çok vakit ayıramadım.
Ama artık silkinip tekrar yazma zamanı, çok beğendiğim bir sitenin tanıtımıyla başlamak istedim.


Hepimiz bebeğimize en güzel, en sağlıklı, en lezzetli yemekleri yedirmek istiyoruz ama dön dolaş, hep aynı tarifleri yapıyoruz. Ne yapsam, nasıl yapsam diye düşünürken, imdadıma üç annenin kurduğu www.gurmebebek.com yetişti.
Sevgili Ayzen Atalay Durmuşoğlu, Seda Öztezel ve Esra Sert' in beraber kurduğu bu şahane sitede birbirinden güzel tariflerin yanında bir de acemi annelere büyük kolaylık sağlayan yazılar da bulabilirsiniz.

Mesela bebeğiniz alerjikse veya püre yemiyorsa, ona göre çeşitli önerilerde de bulunuyorlar.

Anneler, eğer bu harika siteye hala bakmadıysanız, hiç zaman kaybetmeden hemen klik klik :)

7 Ekim 2012 Pazar

Mickey' nin Müzik Festivaline gitmek isteyen?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 01:23 8 yorum

Uykusuz Anneler Kulübü sizleri Turkcell sponsorluğunda Mickey'nin Müzik Festivaline davet ediyor!

İstanbul Trump Tower AVM' de 13 Ekim Cumartesi saat 12.00'deki gösteriye iki kişilik (1 anne + 1 çocuk) davetiye kazanmak için siteye üye olup yorum bırakmanız yeterli. 
Davetiyeler isme olacak, kapıda kimlik ile giriş yapılabilecek. 5 şanslı kişiye şimdiden iyi eğlenceler dilerim :)


28 Eylül 2012 Cuma

Kendime not.

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:30 2 yorum
Emir şu anda tam bir buçuk, Defne de üç buçuk yaşında. Defne ile karşılaştırdığımda çok daha az konuşuyor ama ne demiştik? Hiçbir çocuk diğerine benzemez. Kardeş olsa bile, değil mi?
Öğrendiği ilk kelimelerden biri tabiiki de "nein" (almanca hayır demek).
Onun dışında nerdeyse her şey "baba". Bana bile sadece ağladığı zaman anne diyor, onun dışında bana da hep baba diyor. İşin komik tarafı, Defne de o yaşlardayken herkese ve her şeye anne diyordu, babası dahil :)
Hep diyorum, benim çocuklarım bir tuhaf.

Onun dışında :

Nikna = Defne
Sa-sa = Wasser (almanca su demek)
Aaaaba = araba (Defne her seferinde abla dediğini iddia etse de, Emir oğlum araba derdinde)
Dede
Ka-ya = Kayra (amerika'daki kuzeni)
Gelgel = gel
A-a-a-a = al

Kafan nerde diye sorunca son hız kafasına vurup gülüyor. Müziğe karşı inanılmaz ilgili. Hemen dans ediyor. Ayıca mırıldandığım yaşına uygun olan bütün ritimleri doğru bir şekilde taklit ediyor.

Bu arada iki çocuğum da uykuya dalmada sorun yaşıyor, ikisi de bütün çocukların en sevdiği yemeklerden olan köfte-patates ve makarnayı hiç sevmiyor, ikisinin de sesi çok gür. İkisi de çok güçlü, o anlamda kesinlikle bana çekmemişler. Resmen bazen süpermeni doğurduğumu düşünüyorum.

Defne Emir'i kıskanacağına, Emir Defne'yi kıskanıyor. Yanlışlıkla kucağıma alıp sevsem, öpsem hemen araya girip ilgiyi kendi üstüne çekmeye çalışıyor. Başaramayınca da Defne'ye vurmaya başlıyor, hem de öyle böyle değil. O da garibim karşılık vermiyor bebek diye.
Ben varken gözü kimseyi görmüyor, böyle devam ederse müstakbel gelinimle çok sorun yaşarız :))

Tam bir kedi, sürekli sevilmek, öpülmek, kucakta olmak istiyor. Ama sadece benim kucağımda. Onun dışında en büyük zevki ablasıyla koltuk minderleri yerlere dizip koltuktan el ele atlamak.
Tam bir kablo delisi. Kablo gorunce mutlaka alır. Oyuncakların yerine kablolarla oynar.

Defne ise tam bir genç kız oldu. Çok ve sürekli konuşuyor. O kadar ki, temizliğe gelen yardımcımızın bana "yanlış anlama ama Defne'yı parka gotürebilir misin, çalışamıyorum da" demişliği var. Hatta bugün yuvadan alınca, okul müdürü de " sürekli konuşuyor, hiç susmuyor" diye gülüyordu.

Şimdilik bunlar geldi aklıma. Daha neler var da bu saate kadar çocuklar aklımın yarısını başımdan alıyorlar. Hatırlafıkça yazacağım yine, zaman çok çabuk geçiyor, sonra unutuyoruz hepsini.

27 Eylül 2012 Perşembe

Duyuru zamanı..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:57 2 yorum
Bu hafta iki tane duyurum var.

İlki, sevgili Nilay Cinisli' nin başlattığı yardım kampanyası. 


Diğeri ise STET Derneği' nin 9 Ekim' de gerçekleştireceği "Hayalime Dokun-Pozitif Kadin Zirvesi"

.


Bi iki özel etkinliğe katılın ve mutlaka duyurun derim

14 Eylül 2012 Cuma

Houston, we have a problem!!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:15 3 yorum
Evet, hala gece süt meselesi bitmedi bizde. Şöyle ki, üç gece kavga kıyamet uğraştıktan sonraki gece gerçekten her şey düzelmişti. Ben de oldu bu iş diye kendimi kandırıp gece yatmadan ve sabah uyanır uyanmaz olmak üzere iki biberon süt verdim.
Akşam yatmadan içirilen süt gece yine uyanmasına sebep oldu. Çocuk doğal olarak anlam veremedi olaya. Bu sefer yine sabaha kadar mücadele ettik. Sabah altıya doğru bir şişe verdim ve rahatladı.
Ertesi gün taktik değiştirdim. Bu sefer sütünü yatakta değil, salonda verdim. Plana göre sütü yatakta içmediği için gece uyanmayacak, sonunda bütün gece uyuyacaktı.
Sizce oldu mu?  Tabiki hayır!
Daha bile beteri oldu. Artık gece üç dört defa kalkıp salona gitmek istiyor! Olmaz dedikçe de çıldırıyor. İki gecedir devam ediyoruz bu şekilde.
Ciddi olarak ne yapacağımı şaşırdım. Bu nasıl bir çocuk??
Tecrübeli analar, öneriniz var mi? Kafayı yemeden yetişin.

6 Eylül 2012 Perşembe

Gece sütten kesme - Gelişme

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:30 5 yorum
Araya koşturma girince ikinci geceyi yazamadım.
Artık gece süt vermeyeceğim için biri sabah uyanınca, öbürü de yatarken olmak üzere günde iki kez bir biberon süt içiyor artık bizim bambam.
Akşam yemeğinin üstüne koca bir biberon süt içtiği için, artık tıka basa dolu olduğunu düşünüp gecenin daha kolay geçeceğini sandım. Fakat alışmış, kudurmuştan beterdir misali, iki saatte bir uyanmaya devam etti. Her seferinde yaklaşık yirmi dakika ağladı - ki ilk gece ağlama nöbetlerinin birer saat sürdüğünü göz önünde bulundurursak, gayet iyi bir ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. 
Bu arada kesinlikle süt vermedim, sadece su teklif ettim. Bu noktada pes etmemek çok önemli. Bir kere bile dayanamayıp süt verirseniz başa dönüyorsunuz, "yeteri kadar ağlarsam istediğim oluyor" algısı oluşuyor.
Sabah uyandığında biberonunu verdim ve mutlu mesut içti.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Gece sütten kesme çalışmaları-giriş.

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:13 7 yorum

 Emir şu anda bir buçuk yaşında. On dört aya kadar doya doya emen çocuk birden biberondan süt içmeyi tercih edince, ben de tmam dedim ve bu şekilde emzirme faslımız sona erdi. 
Tam dört aydır biberondan süt içiyor. Önceleri gece bir ya da iki defa kalkıyordu. Biz de biberonu hazırlayıp baş ucuna koyuyorduk. Uyandıkça biberonu kendi alip içer, bitince de fırlatıp uyumaya devam ediyordu. Fakat amerika tatilinden beri gecede iki kez değil, yenidoğanlar gibi iki saatte bir uyanmaya başladı. Başta bir anlam veremedik, geçici dedik, dişlerden dedik, fakat bir türlü geçmek bilmedi. 
Uykusuzluk bir yana, fazla süt demir eksikliğine sebep olduğu için buna bir çözüm bulmamız şart oldu. Önce sütü sulandırarak azaltmaya çalıştık. Amaç su oranını giderek arttırarak sonunda tamamen suya dönmekti. Fakat belli bir orandan sonra bizimki asla kabul etmedi. Kıyameti kopardi, hem de öyle böyle değil! Siz deyin bütün apartman, ben diyeyim bütün mahalle uyanmıştır yaygarasından. Kimseye rahatsızlık vermemek için bu yönteme hemen son verdik. 
Ne yapalım, nasıl yapalım derken, sevgili kocamın aklına çok parlak (!) bir fikir geldi. Neden süt yerine ayran vermiyoruz, o süt gibi demir eksikliği yapmiyor deyince, denemeye karar verdik. Ne de olsa Emir ayrana bayılıyor, denemeye değer diye düşündük. 
O gece ilk defa 00.15 civarı uyandı. Ve tadaaa, bütün şişeyi lıkır lıkır içti. Birbirimize muzaffer bir edayla bakan biz karı koca da gönül rahatlığıyla uykuya daldık. Ne de olsa planımı işe yaramıştı, bizimki gıkını çıkarmadan şişeyi bitirmişti.
Bir zaman sonra tekrar kıyamet koptu. Saate baktım ve o da ne? Koca biberonu içmesinin üstünden sadece bir saat geçmişti ve bizimki yine istiyordu. Şaşkınlıkla istediğini yaptım ve tekrar uyudum. Sonra yine bağırış çağırış ve tekrar saate baktim. Yine sadece bir saat geçmiş.
O an bunun böyle devam edemeyeceğine karar verdim. Durumu düzelteceğimize iyice bozmuştuk!
Sakin kalıp sütün bittiğini tekrarlayıp durdum. Emir ise sesini yükselttikçe yükseltti. Bir süre sonra kendini sağa sola atmaya başladı. Sakinlesmesi için kucağıma alıp anne burda, süt bitti ama anne burda deyip durdum. Sonra biraz su verdim.  Tam bir saat böğürdükten sonra uyudu...ve sabaha kadar bir daha uyanmadı.
Bizim bambam çok inatçı olduğu için bu durum bir süre tekrarlanacak, biliyorum. Bu gece yine uzun olacak, biliyorum, ama hazırım.
Arkasi yarin :)

Mom-Z 2012 için hazır mısınız?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 16:45 0 yorum


                                   



MOM-Z 2012
Dünyanın en büyük tüketici ve tüketim kararı veren kitlesi kadınlar, evden arabaya, mobilyadan kıyafete kadar ve onların 2000 yılı sonrası doğmuş internet çağı çocukları; “Z Kuşağı Çocukları”
Doğuştan edindikleri alışkanlıkla gördükleri her ekranın üzerine parmaklarını sürterek değişiklik yapmayı bekleyen, youtube ve diğer mobil tv çözümlerinden dan çizgi film seyreden, fizy ve benzeri müzik kanallarından ninni dinleyen çocuklar ve onların anneleri…
Bir kolunda çocuklar diğer kolunda cep telefonları, tabletleri, mini pc’leri ve akıllı telefonları ile gezen “Z Kuşağının Anneleri”
Çocuğu yürümeye başladığında internet üzerinden paylaşan, ilk adımı, ilk gülüşü, ilk taklayı ve ilk kelimeyi görmenin sevinci ile çocuğunun tüm kilometre taşlarını dünya ile paylaşan yeni anneler… 
MOM-Z 2012 geleneksel  olmaktan çıkan yeni yollar arayarak Z Kuşağı Annelerine ulaşmak isteyen tüm pazarlama ve buna destek olan dijital oyuncuların içinde olması gerek  bir platform.
Yeni anneler ve onlara ulaşmak isteyen ürün ve hizmetlerin bir arada olmasını sağlayacak olan, bilgi paylaşan, hizmet sunan, sağlayacağı network ve entegrasyon ile yeni nesil iş yapma biçimlerini update eden, amatörden profesyonele herkesin bir arada olmasını sağlayacak, sözünü söyleyeceği, iletişim kuracağı, başarının alkışlanacağı, dünyaya örnek gösterilecek işlerin konuşulacağı bir yeni paylaşım alanı.
12 Eylül 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde Bilişim Zirvesinin Next Step etkinliği olarak gerçekleşecek olan MOM-Z  2012 Summit sizleri bir arada olmaya, network oluşturmaya, birlikte iş yapmaya, bilgi ve deneyim paylaşmaya, öğrenmeye ve oyun oynamaya bekliyor!

TIKLAYIN Davetiyenizi hemen alın!


2 Eylül 2012 Pazar

Emir'in gözlüğü hayırlı uğurlu olsuuun.

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 00:40 0 yorum
 Emir üç aylıkken gözünün ara ara kaydığını fark etmiş, fakat küçük olduğu için önemsememiştim. Altı aylık olunca durum devam edince içim rahat etmediği için evimize çok yakın olan Bağdat Caddesi' ndeki bir göz kliniğine götürdüm. Ordaki doktor kaymanın arada bir olduğunu, fakat çok küçük olduğu için herhangi bir şey yapılamayacağını söyleyip bizi eve gönderdi. En erken bir buçuk yaşında tekrar görüşmek üzere ordan ayrıldık.
Uzerinden bir iki ay geçtiği halde duzelme olmuyordu, bu da beni tedirgin ediyordu. Fakat sürekli doktorun dediklerini hatırlayıp beklemeye devam ettim.
Bu arada Emir on iki aylık olmuştu artık ve ayni şekilde gözü kaymaya devam ediyordu, ama sadece ara ara. Bu arada pek çoğunuzun tanıdığı Devletşah' ın şekerpare oğlu minik Sufi de  yedi aylıkken gözlük sahibi olunca, bu işte bir iş var diye düşünüp Emir' bir de onların doktoruna göstereyim dedim. Kadın Emir' i muayene eder etmez daha önce bu kaymayı fark edip etmediğimi sordu. Hikayemizi anlatınca da tepksi "nasıl olur, keske o zaman getirseydin, belki simdiye kadar bitmisti" oldu. O an öyle sinirlendim ki ilk doktora, gidip adamı gırtlaklayasım geldi! Resmen boşu boşuna altı ay beklemişiz!!
Hemen günde kırk beş dakika göz kapatmaya başladık. Bunun için doktorun önerdiği göz kapatma bandını alarak evimize gittik. İlk zamanlarda küçük olduğu için pek farkında değildi yapılanın. Sadece tek göz kapalıyken daha ürkek olduğunu fark ettiğim için ilk zamanlarda kırk beş dakikayi kucağımda geçiriyordu. Bu arada bandın üstündeki yapışkan bali mübarek, bir türlü çıkmak bilmiyordu. Islatsam da yavaş da çıkarsam, çocuğun yanağını yara yapıyordu. Bir süre sonra bantı yapıştıracağımızı anlayınca çığlık çığlığa ağlamaya başlıyordu.
Ben de hemen alternatif aramaya başladım. Fakat farklı bir kaç marka denedikten sonra ya fazla ya en ufak bir terlemede hemen çıktığını gördük.
Bu sefer rotayı yurt dışına çevirdik. Almanya' da çok iyi bir bant olduğunu öğrenir ögrenmez getirttik. Bir süre çok iyi gittik, Emir de alıştı, ta kl yaz gelene kadar. Bu sefer aşırı terlemeye başlayan oğlum yeni bandı da tutmamaya başladı. Tek hamleyle kolayca koparıyordu. Bu da bizi yine bali gibi yapışan bantı kulanmaya mecbur bıraktı.                                                                                              Yazı da bu şekilde geçirdikten sonra tekrar kontrole gittik. Ve sonuç yine değişmemişti. Emir'in gözleri yine kontrolsuz kayıyordu. Bir bakıyorsun normal bakıyor, bir bakıyorsun goz kaymış.  Fakat gözleri numaralı olmadığı için şimdiye kadar gözlük önermeyen doktorumuz bu sefer farklı bir yöntem seçti. Bize iki parçalı camı olan bir gözlük verdi. Camı tam ortadan bölerek üst kısmı sıfır numara, alt kısmı ise üç numara olacak şekilde reçete yazdı. Buna göre göz kaydığı zaman üç numaralı camdan rahatsız olup düz bakacak.
Özel bir cam olduğu icin bunu çok iyi bir gözlükçüde yaptırmamızı tavsiye edince yine sevgili Devletşah' ı aradım. Ne de olsa gözlük konusunda çok tecrübeliydi. O da sağ olsun çok yardımcı oldu ve oğlu için kullandiği gözlük markasını tavsiye etti.
Bunun üzerine gözlüğümüzü sipariş verdik ve bir hafta sonra aldık. Sipariş esnasında Emir delirdi, kesinlikle takmak istemedi, ortalığı birbirine kattı.
İşim çok zor, nasıl taktıracağım bu gözlüğü diye kara kara düşünüyorum. Defne ile beraber gözlüğünü takıp evde kovalamaca oynuyoruz. Oyun esnasında unutuyor gözlüğü, fakat oturur oturmaz tek hareketle fırlatıp atıyor. Bütün gün takması gerekirken şimdilik en uzun süremiz yarım saat.
Bu arada camın bir tanesi normal dururken öteki sürekli gözüne çarpıyordu. Bu da onu çok rahatsız ediyordu. O yüzden tekrar gözlükçüye gidip kontrol ettirdik. Meğer bir camı yanlış kesilmiş, tekrar yapılacak.

Hadi yine iyisin Emir, üç dört gün yine iyisin. Ama gözlük gelir gelmez yine alıştırmaya devam.
Benden nefret edebilirsin bu yüzden ama hepsi senin iyiliğin için oğlum. İleride bana teşekkür edeceksin. İnşallah hemen alışırsın da ikimiz de kolay atlatırız bu süreci.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Nasıl anlatsam, nerden başlasam...

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 15:44 6 yorum
Ah Emir, vah Emir...Son iki aydır bana neler ediyorsun Emir..
Her şey Amerika' ya gitmemizle başladı. O zamana kadar sevimli, uyumlu, kendi başına oyalanabilen çocuk gitti, yerine sabahtan akşama kadar ağlayan, sürekli taşınmak isteyen, kucaktan hiç inmeyen bir çocuk geldi. Üstelik Defne dahil beni kimseyle paylaşmak istemiyor. Kızcağız yanlışlıkla bana değse hemen vuruyor, itiyor, tokadı patlatıyor..
Elbette durup dururken olmadı bunlar. Buyrun anlatayım:
Emir' in Amerika'da kendisinden on bir ay büyük! bir kuzeni var. Daha önce burda defalarca bahsetmiştim kendisinden. Adı Beren.
Beren dünyanın en tatlı çocuğu, şeytan tüyü var dediklerinden. Hem çok yaramaz, fakat yaramazlıkları da öyle tatlı bir suratla yapıyor ki, asla kızamıyorsunuz.
Gel gör ki bu tatlı şeker Beren, Emir' in ondan daha küçük olduğunu hemencecik fark etti ve gereken işkencelere başladı. Kafamızı çevirdiğimiz anda onu köşeye sıkıştırıyor, eline hangi nesneyi alırsa hemen elinden kapıveriyor ve arada bir de ufak ufak patlatıyordu. Ne kadar yapma, etme dediysek de değişen bir şey olmadı ve Emir üç hafta boyunca Beren' den kaçıp durdu. Tabi ki nereye? En güvendiği kişi olan annesine. Zaten pek sevdiği bir yer olan kucağıma iyice alıştı mı! Çocuğu asla yere indiremedim bir daha. Olur da Beren uyuyakaldıysa, bizimki hemen rahatlayıp oyuncaklarla oynuyordu. Fakat ötekinin sesini duyduğu anda öyle korkup kaçıyordu ki, çığlıkları bütün mahallede duyuluyordu.
Bir süre sonra benden başka kimseye gitmemeye başladı. Hatta Beren' in annesi olan ablama asla! Kadıncağız ne yaptıysa çocuk ona alışamadı gitti. Daha kucağına alamadan basıyordu çığlığı.
Aynı şekilde ben bırakın odadan çıkmayı, bir koltuktan ötekine geçerken bile kıyamet kopuyordu.
Tam üç hafta boyunca Emir'in ağlama sesi ve çığlıkları hiç durmadı. Sabah-akşam, gece gündüz devam etti. Benim olmayan sinirlerim iyice gevşedi mi!
Sonunda yurda döndük ve düzeleceğini düşündüm ama döneli bir ay oldu ve neredeyse aynı şiddette devam ediyor ağlamaları. Hem de 7/24!
Artık kafayı yemek üzereyim. Daha fazla dayanamadığım için bu ay sonunda 18 aylık olacak olan beyefendi için ufak ufak kreş arayışlarına girdim. Bakıcılara güvenmediğim için bu bana daha doğru geliyor. En azından haftada 3 kez yarım gün bile olsa artık biraz uzaklaşmaya ihtiyacım var.

Bu arada son zamanlarda neden hiç post giremediğim anlaşılmıştır sanırım :)

Herkese ağlamasız, neşeli sağlıklı günler dilerim :))

3 Temmuz 2012 Salı

Macera dolu Amerika vol.2

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 07:20 0 yorum
Emir ile nasıl geçeceğini bilmediğim için çok korktum bu yolculuktan. Daha önce küçük bebekle gittiğim için, öğle vakti kalkan bir uçakta yürüyen ve oyuncakla veya televizyonla hiç ilgisi olmayan bir bebek nasıl oyalanır, hiç bilemedim. Yer ayırtırken bebeklilere verdikleri ön sırayı tercih etmedim. Orası genelde çok dolu ve tıkış tıkış olduğu için hiç cazip gelmedi. Oldu da Emir uyursa, ağlama seslerinden uyanmasını istemediğim için de orasını istemedim. Onun yerine ikili koltuklu bir sıra seçip yanımı bloke etmelerini rica ettim. Kontuarda ikili koltukların hepsinin dolu olduğunu öğrendiğimde beni ortada bulunan dörtlü koltuğun koridor tarafına kaldırıp yanımı bloke ettiler. Şansıma koltuğun öbür ucuna da yine yanını bloke ettiren genc Arap bir turist düştü. Yanımda bebek olduğunu görünce hiç düşünmeden kendi boş koltuğunu Emir'e tahsis etti. Böylece Emir efendi aramızdaki iki boş koltukta yatarak gitti. Sıkıldıkça dolaştı, kucakta taşındı, ama en çok arkamızda oturan yabancı bir aile ile ce-e oynayarak geçirdi zamanını. Sonuç olarak korktuğum kadar kötü geçmedi. Dönüş uçağımız da gece 22.00 de olduğu için daha uzun uyur diye umuyorum. Gelince iki uç gün jet-lag ile uğraştık fakat onu da çabucak atlattık. Burda beni en çok rahatsız eden şey, Emir'in bana aşırı yapışması. Bir saniye ayrılmıyoruz. Öyle fena ki, iki dakika ortadan kaybolsam kıyamet kopuyor. Hem de öyle böyle değil! İstanbul'da da böyle yaparsa yandım. Bir de iyice kucakçı oldu. Dönüşte sıkı bir egitimden geçmesi gerekecek, orası kesin :)

13 Haziran 2012 Çarşamba

Macera dolu Amerikaaa :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 15:52 4 yorum
Haftaya cuma Emir ile Amerika' ya gidiyoruz. Hem geçen seneden beri görmediğim ablamı ve yeğenlerimi göreceğim için çok heyecanlıyım, aynı zamanda da Emir' le o kadar yolu nasıl gideceğimi bilmiyorum. Malum, Emir yolcluktan hiç hoşlanmayan bir bebek ve daha önce arabayla yaptığımız bir iki uzun yolculuğu burnumuzdan getirdi. İşin kötüsü, babamız gelmeye son dakikada gelmeye karar verdiği için, aynı uçakta yer bulamadık. O da gelseydi çok daha rahat ederdim. 
Daha önce Defne ile gitmiştim, çok da rahat etmiştim. O kadar uyumlu ve tatlıydı ki, hiç sorun çıkarmadı. Ama Emir'le yapacağım bu seyahatten çok korkuyorum.
Nasıl oyalayacağımı da bilmiyorum, çünkü TV seyretmeyi sevmiyor, iki dakika dahi bakmıyor, kağıt kalem için çok küçük, sticker için de öyle..
Sahi, ne yapacağım ben??
Bu konuda tecrübeli anneler, yetişin :) 15 aylık bir bebek 11 saat uçakta nasıl oyalanır??

31 Mayıs 2012 Perşembe

Siz kimsiniz ki...!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 13:30 3 yorum
Son iki üç gündür gördüklerim, okuduklarım tüylerimi ürpertiyor.
Önce çocuklar beş yaşında ilkokula başlayacak dendi, tepki üzerine beş buçuğa çekildi. Arkasından lisede evliliğe onay çıkacak , hamileler liseye gidebilir dendi. Şoktan şoka girerken kürtaj konusu gündeme geldi. Tecavüze uğrasa bile, çocuk doğacak ve gerekirse! devlet bakacak.

Yok ya!

Bu konuda diyeceğim tek bir şey var, Yüce Yaratan bile bize karışmayıp son nefesimize kadar kendi kararlarımızı kendimiz vermemize izin vermişken,

siz kim oluyorsunuz ki başkası hakkında bu kadar acımasız kararlar veriyorsunuz?


Ben şahsen - normal şartlarda -  kürtaja karşıyım, fakat bu benim bir başkası hakkında yorum yapmama, zoraki yaptırım yapmama veya hüküm vermeme asla ve asla sebep olmaz, olamaz!

Ne demiştik? Herkese Allah akıl fikir vermiş, gerisi O ve bunu yapan kişi arasındadır, 3.ü şahsı hiç mi hiç ilgilendirmez!

Hele ki erkekler, size hiç düşmez. Çekin elinizi üzerimizden!

27 Mayıs 2012 Pazar

Emir oğlum 15 aylık :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 12:16 0 yorum
Emir oğlum,                                                          üç gün önce 15 aylık oldun. Nasıl olduğunu anlayamadan doğdun, oturdun, emekledin ve doğum gününden birkaç gün sonra da yürüdün. Birinci yaş doğum günü gerçekten bir dönüm noktasıdır. Birden bebeklikten küçük çocukluğa adım attın. Biz de ne olduğunu anlamadan konuşup hareketlerinle ne istediğini anlatmaya başladın. 15 aylıksın ve anne, baba, anneanne, gel gel, al al, mama, m.e.m.e' den sonra bugün ilk defa Defne'yi  "Niknaaa, Niknaaa" diye çağırdın. Babanla öyle şaşırdık ki..Birbirimize bakıp gülüştük. Sen evin küçüğü olduğun için nasıl bu kadar çabuk büyüdüğüne inanamadık.



Artık karakterin de iyice oturmaya başladı. Bir kere çok güler yüzlüsün. Hemen kahkaha atmaya hazırsın ama biri seni sinirlendirirse dünyanın en sert erkeği oluyorsun. Bas bas bağırmanın yanında yumruğunu son hız yere vuruyorsun ve şimdilik! en komiği, küsüyorsun. Mesela bana kızdıysan asla yanıma gelmiyorsun, seni kucağıma almaya çalışsam bile kıyameti koparıp beni itiyorsun ve yüzüme bile bakmıyorsun. Ama Allah'tan bu uzun sürmüyor. Hemencecik unutup yanıma geliyorsun ve o güzel kafanı boynuma gömüp gönlümü alıyorsun. Bu arada babaya da feci aşıksın ama sanki bana biraz daha fazla :) Eh, bu kadar ayrıcalığımız olsun, değil mi ama.                                                                                                                                                                                        
                                                                                                                                Çoğu zaman kavga etseniz de sizi Defne ile beraber oynarken seyretmek dünyanın en güzel, en zevkli işi. Sizi böyle görünce, iyi ki geldiniz aramıza, iyi ki bizi anne baba yaptınız diye düşünüyorum.





Her ne kadar bazen zorlansam da artık işler epey daha kolay. Hem bu resim bütün duygularımı ifade etmiyor mu sizce?
Allah her isteyene gönlüne göre aile olmayı nasip etsin diyorum. Amin.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Bebek Festivali-biz hazırız, sizi de bekleriz :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:48 0 yorum
Ne zamandır yazı yazamadım. Gerçekten çok yoğun bir dönem geçiriyoruz. Bol bol hazırlık yapıyoruz, gece gündüz çalışıyoruz. Hem de çok büyük bir heyecanla.
8-9-10 Haziran' da sevgili arkadaşlarım Ahu, Çiğdem, Nihan ve Peri ile Bebek Festivaline katılıyoruz.
Üç gün boyunca 11.00 - 23.00 arası gerçekleşecek bu eğlenceli etkinliğe hepinizi bekliyoruz :)

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Anneler günü

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 13:13 0 yorum

Üç sene önce anne oldum, ve ancak o zaman annemin bizim için ne fedakarlıklarda bulunduğunu anladım. Başka biri için hiç düşünmeden canını verebileceğini, hayatının anlamının bu kadar değişebileceğini...
Şimdiye kadar hissettiğim hiç bir duyguya benzemiyor.

                                                                                                                                                                                                                    

Bu vesileyle bütün annelerin, anne adaylarının, hatta aday adaylarının da anneler gününü kutlarım.
Bütün isteyenlerin bu eşsiz duyguyu tatmayı Allah nasip etsin inşallah!

8 Mayıs 2012 Salı

12 Mayıs'ta hepinizi Addresİstanbul' a bekliyorum

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 20:18 2 yorum
Bu hafta sonu herkesi çok güzel bir etkinliğe davet etmek istiyorum. Sınır Tanımayan Ebeveynler Toplulu Derneği' nin  düzenlediği ve birbirinden yetenekli doğum fotoğrafçıları  Ayça OğuşBige Yalın ve Özlem Turan' ın fotoğraflarının olacağı "Doğum ve Yeni Doğan Fotoğrafları" sergisiyle ve çeşitli etkinliklerle Addresİstanbul’da anneler gününü kutlayacağız.  


Bu güzel etkinlikte Çok Bebek Şeyler olarak standımızla biz de yer alıyoruz.  Bizimle beraber 'Hayat Çocukla Güzel’ adlı kitabıyla Banu Özkan Tozluyurt, İstanbul Doğum Akademisi, LeiLeo,  L’era Fresca, Miki House, PeriAyda, Petunia Pickle Bottom, Sarelle, Slingo ve Şe Fırın da standlarıyla sizleri bekliyor olacak.


Ayrıca Onda Yönetim Danışmanlık’tan sevgili Hanzade Acar' ın  ‘Her Anne Kendi Evinin CEO’sudur’ başlıklı  sohbetinin yanı sıra, Play To Learn Anaokulları öğrencilerinin Anneler günü için annelerine yaptıkları resimleri de görebileceksiniz.


Sergi Açılış: 12 Mayıs Cumartesi 13:30-19:00


Hepinizi bekliyorum :)

1 Mayıs 2012 Salı

Lise'de evlilik mi dediniz?

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:45 4 yorum
Daha 4+4+4' ü sindirememişken bu sabah gazetede okuduğum bir haberle iyice irkildim. Habere göre artık lise çağındaki gençlere evlilik izni geliyormuş. Şimdiki düzenlemede evlenen öğrencilerin kaydı yapılamıyor, yapıldıktan sonra evlenirlerse siliniyor. Yeni düzenlemeye göre ise evlenen öğrenciler yine kayıt yaptıramıyor fakat kayıt olduktan sonra evlenirlerse devam edebiliyorlar. 
Şimdiye kadar bu konularda çok fazla yazmasam da bu sefer kendimi tutamadım.
Ben otuz yaşında evlendim, OTUZ! Kimilerine göre geç, kimilerine göre değil. Ama bana göre tam zamanı. Kendimi iyice tanıdıktan sonra bir başkasıyla müşterek bir hayata evet dedim. Kafamı okula, arkadaşlara, gezmeye, tozmaya, hayatı tanımaya vermem gereken bir yaşta değil.

Artık silkinip kendimize gelmenin zamanı geldi arkadaşlar, bu gerçekten çok fazla oldu! 

24 Nisan 2012 Salı

Popo-Pipi-Kaka ve diğerleri...

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:31 4 yorum
Bu aralar bizim evde sürekli üç kelime tekrarlanıp duruyor. Popo-pipi-kaka.
Bir de bunun türevleri var, mesela Popilo, pipiloş, kakiş vb. gibi. Bunları söyleyince de kocaman bir kahkaha atıyor Defne ve inanılmaz eğleniyor. Çoğu zaman duymazdan gelmeye çalışsam da bu tavrı karşısında gülmemi zor engelliyorum. Güldüğümü fark ettiği anda iyice cıvıtıyor ve dibine kadar bunu devam ettiriyor.
Aslında yapmam gereken söylediklerimi önemsemiyormuş gibi yapıp duymamazlıktan gelmek ama olmuyor işte. O kadar eğleniyor ki, gülmemek mümkün değil.
Sanırım gittiği kreşte bu kelimeler çok popüler bu ara çünkü birden başladı bunları kullanmaya, bir süre daha da devam edecek gibi görünüyor.

Bu da böyle bir dönem, o eğleniyor, biz de sadece abartırsa müdahale edip bu dönemi atlatmasını bekliyoruz. Bekliyoruz, çünkü olur olmaz yerlerde söyleyebiliyor.

Mesela yaşlı bir akrabanızın yanında " aaa, anne baak, x amcanın pipisi vaaar, gördün müüüü" şeklinde şeyler yumurtlayabiliyor.

Bu dönem bitince bakalım  bizi neler bekleyecek :)

14 Nisan 2012 Cumartesi

Yorgun savaşçı anne..buyrun benim!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 14:56 2 yorum
Kaç gündür bırakın post girmeyi, nefes bile alamayacak durumdayım. Her ne kadar cokbebekseyler adlı sitemin satışlarıyla meşgul olsam da (bilmeyenler için söyleyeyim, hemen baksınlar, emzikler ve araba stickerları tükenmek üzere :), yorgunluğumun asıl sebebi Emir Paşa. Yaklaşık bir haftadır dört tane köpek dişi birden gelmeye çalışıyor ama dişler bir türlü patlayamadı. Ne gece uyuyor ne de gündüz. Sürekli ağlıyor ve bir an olsun yere indiremiyorum. O kadar yorucu ki, normal şartlarda sinir küpüne dönüşmüş olmam lazımdı ama bu durumda ona da üzülüyorum. Canı çok yanıyor ve acısını bir yerden çıkarmak istiyor haklı olarak. O biri de ben oluyorum ister istemez.
Artık o kadar uykusuz ve yorgunum ki, algılamam dahi etkilendi. Herhangi bir şeyi anlayana kadar iki üç kez tekrarlatıyorum her şeyi.
Sabah baktım, iki dişi uç vermiş. Kalan ikisi de çıkınca yırttık, çünkü son azılar haricinde hepsini çıkarmış olacak.

Ben de karikatürdeki gibi sekiz saat kesintisiz uykunun hayalini kuruyorum.

Sizce gelecek mi o günler?

7 Nisan 2012 Cumartesi

Prima Blogger Buluşması

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:00 0 yorum

Geçtiğimiz çarşamba günü Prima' nın düzenlediği "Prima Küçük Şampiyonlar Özel Blogger Etkinliği" ndeydik. Dünyaca ünlü bebek hareketleri uzmanı prof. Dr. Karen Adolph ve Ebru Şallı Tan' ın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte aşağıdaki ilginç bilgileri öğrendik :




Bir bebek iki yaşına gelene dek yaklaşık 28 kilometre emekler, 900 kilometre yürür ve 5.760 kez düşer. Bunu kuş uçuşu uzaklıklara vuracak olursak bebeğin 2 yılda yaptığı yol Ankara ve Bingöl arasındaki mesafeye eşittir.


·                                Emekleyen bebekler:
§  Zamanınyüzde 41’ini yerde geçirir.
§  Gündeortalama 187 metre emekler (3198 emekleme adımına eşittir).

·        Bebek konuşmaya başlamadan önce sosyal ve fizikselçevresini araştırmak için hareketi bir iletişim aracı olarak kullanır.

·        Bebeğin yoğun motor hareketleri, hızla büyümesini debirlikte getirir. Yapılan egzersiz yağları kasa dönüştür ve kas yağdan dahaağırdır. Omurga doğru şeklini yavaş yavaş almaya başlar, ağırlık noktasıdeğişir. Bütün bu çabalar sayesinde 10-18 aylık bebeklerin çoğu yardımsızyürümektedir.

·                                Emekleyen bebekler:
§  Zamanın%41’ini yerde geçirir.
§  Gündeortalama 187 metre emekler (3198 emekleme adımına eşittir).

·         Her çocuk başkadır ve kendine has bir tempodagelişir. Bazı bebekler 10. ay yürümeye başlarken, diğerleri 14. ayda yürümeyebaşlayabilir. Bazıları uzun süre emeklemekle yetinirken, diğerleri bu aşamayıatlayıp hemen yürümeye başlayabilir.

Prima Uzmanları biz annelere bebek hareketleri konusunda şu tavsiyeleri de verdiler :

·        Bebeğiniz, yaşamının ilk evrelerindegeliştikçe, hareketleri dünyayı keşfetme ve kendini ifade etme şekline dönüşür.Bebeğiniz hareketlendikçe yaratıcılığının arttığını ve yürümeyi öğrenmesırasında kendine özgü hareketlerinin ortaya çıkmaya başladığını görürsünüz. 

·        Bebeğinizin kendi hareketlerini keşfetmesierken yaştaki her türlü yenilik, bebeği meraklandıran, öğrenme isteği uyandıranfarklı hareketler, sesler ve görüntüleri keşfetmesi ile teşvik edilebilir. İştebu noktada, bebeğinizin yeni bir yuvarlanma, uzanma veya emekleme hareketini,hatta ufak bir dans figürünü gözlemleye hazırlıklı olun!

·        Çeşitli oyun, müzik ve hareketler vasıtasıylabebeğinizin duyusal uyarım, keşif ve öğrenme içeren gelişimine katkıdabulunmanıza yardımcı olabilirsiniz.

·        Bu aktivite, sizler için çocuğunuzun kollarıve bacaklarını hareket ettirmesini sağlayacak bir ısınma fırsatı sunar.Bebeğiniz henüz yürümüyorsa, dizleriniz üzerinde durarak bebeğinizi önünüzeyatırın, gülümsemeye ve onunla göz teması kurmaya özen gösterin.

·        Bebeğiniz yürüme evresinde ise, dizlerinizüzerinde durarak önünüzde ayakta duracak şekilde tutun.

·        Bebekler ses perdesi, tonu ve düzeyi değişenanimasyonlu sesleri duymaya bayılırlar. Aktiviteleri daha eğlenceli ve çarpıcıbir hale getirmek için sesinizi kullanın.

·        Küçük çocuklar kendi kişilikleri, beğenilerive beğenmedikleri hususlar ile kendilerine has özelliklere sahiptirler.Çocuğunuzun bazı aktiviteleri gerçekten sevmesi ve tam anlamıyla katılımgöstermesi, diğer yandan bazı aktiviteleri yalnızca dışarıdan izlemeyi tercihetmesi doğal karşılanmalıdır.

·        Bir aktivite sonunda alkışlamak ve övgüdebulunmak suretiyle çocuğumuzun güven hissini ve kendine olan saygısınıoluşturmuş oluruz.


        Gördüğünüz gibi, miniklerimiz aslında farkında olmadan birer atlet gibi efor sarf ediyorlar!
  

31 Mart 2012 Cumartesi

Evlilik - Evcilik...Bir harf hayat değiştirir!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 20:48 0 yorum
  


Malesef ülkemizde hala çocuk evlilikleri devam ediyor. Buna artık dur demenin zamanı geldi de geçiyor. 
Sevgili Perizad Demirez' in biz internet anneleriyle paylaştığı 23 Nisan etkinliğini aynen aktarıyorum :

Çocuklar evlenmez, şeker yer, koşar, eğlenir!

23 Nisan Çocuk Bayramı'nda elimizde şekerlerle Taksim Tramvay Durağında toplanıyor, "Çocuktan Gelin Olmaz" diyoruz!



Eğer sen de 23 Nisan gerçek anlamını bulsun, bütün çocuklar mutlu olsun, gelin olmasın diyorsan, şekerini al Taksim’e gel.


Topladığımız şekerleri çocuk gelinlerin en yoğun olduğu illerin valilerine gönderelim!

Neden 23 Nisan?


Çünkü 23 Nisan bütün çocukların bayramı…

Her yıl 23 Nisan’da bu ülkenin bütün çocukları coşar, eğlenir, şeker yer şımartılırlar.

Ama bazıları hariç.
Bu ülkede bazı çocuklar şeker yemeden, bebekleriyle oynayamadan 23 Nisan kutlayamadan erkenden büyütülürler.
Küçücük kız çocukları zorla, çocuk yaşta evlendirilirler.
Ama artık biz onları yalnız bırakmıyoruz.
Ellerinden tutuyoruz, sahip çıkıyoruz, duyuramadıkları sesleri oluyoruz.

Bu topraklarda çocuk yaşta evlendirilen bütün kız çocukları için, çocuk gelinler için 23 Nisan’da Taksim’de ellerimizde şekerlerimizle buluşuyoruz.

Getirdiğimiz bu şekerleri topluyor ve hepsini çocuk gelinlerin en yoğun olduğu illerin valiliklerine yolluyor,  “Vali Bey o çocuklar sizin çocuklarınız, bu ülke bu çocukları size emanet etti. Şimdi eğer küçücük kız çocukları bayram kutlayamıyor, şeker yiyemiyor, sokakta oynayamak yerine evde kadınlık yapıyorsa, bunun sorumlusu sizsiniz! Lütfen bir şeyler yapın! Engel olun!” diyoruz.

Eğer sen de 23 Nisan gerçek anlamını bulsun istiyorsan; çocuklar mutlu olsun, gelin olmasın diyorsan, şekerini al Taksim’e gel.

Biz 23 Nisan’da “çocuktan gelin olmaz” demek için şekerlerimizle birlikte saat 13:00 ‘de Taksim Tünel’deyiz.

Bu çocukların sana da ihtiyacı var...


(Facebook Etkinlik Sayfası açıldı. Katılmak icin www.tazeanne.com 'dan direkt ulaşabilirsiniz.)


23 Nisan' dan daha anlamı bir gün olabilir mi? 




22 Mart 2012 Perşembe

Ta taa, aile yine büyüyor!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:38 4 yorum
Son zamanlarda Twitter anneleri arasındaki "İkinciyi yapsak mı? Zamanı geldi artık..Yok, bana bir tane yeter" şeklindeki tartışmalar süredursun, Amerika' daki ablamın cephesinden bomba haber geldi. Beş yaşında kızı ve iki yaşında oğlu olan sevgili ablam yine hamile! Kendince bu defteri kapatmıştı. Artık rahat etmek istiyordu..
Önce kabullenemedi, çok ağladı, bunalıma girdi. Fakat ben bu anlamda kadere inanıyorum. Doğuma ve ölüme biz karışamayız. İstesek de istemesek de doğacak olan doğuyor. Öyle ya da böyle.
Şimdilerde artık ufak ufak alışmaya başladı üçüncü çocuk fikrine. Ben de aile büyümeye devam ettiği için seviniyorum.
Yaşasın, yine teyze oluyorum :)

Şu anda beş erkek ve dört kız kuzenler. Eşitlenmek üzere küçük bir erkek mi gelecek, yoksa kızların ezici üstünlüğü mü olacak henüz bilemiyoruz.

Hayırlısı olsun. Yeter ki sağlıklı gelsin.

Haydı küçük yavru, seni burada bekleyen küçük bir ordu var :)

En sevdiğim muffin tarifi

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 00:28 17 yorum
Bu aralar her hafta muffin yapıyorum. Hem çok kolay ve hızlı yapıldığı için, hem de çok lezzetli olduğu için çocuklar ya da kocacım ne zaman isterse hemen yapıveriyorum.
Gerçekten o kadar basit ki, en deneyimsiz kişi bile kolaylıkla yapabilir.
Bu aralar yaptığım muffinlerin tarifi sıkça sorulduğu için burada paylaşmaya karar verdim. Umarım sizin de hoşunuza gider.

Gelelim tarife:                                                                                      Ölçü olarak orta boy bir nescafe fincanını kullanıyorum. Bu şekilde bende on iki adet muffin çıkıyor. Sizde farklı çıkarsa, muffin kalıplarımız farklı olabilir.

Malzemeler :

1 yumurta
2 fincan toz şeker
1 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağı (ben ayçiçek kullanıyorum)
3 fincan un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Ben bu karışıma bir tatlı kaşığı karbonat da ekliyorum. Böylece daha çok kabarıyor. Ama kullanmasanız da olur.

Hazırlanışı :

Burada temel prensip şu : kuru malzemeler ayrı , yaş malzemeler ayrı karıştırılacak, en sonunda hepsi birbirine yedirilecek. Ama önce yumurta ve şekeri köpürtene dek yüksek devirde çırpın. Ardından sırasıyla sıvı yağ ve yoğurt ekleyip iyice karıştırın.

Başka bir kapta un, kabartma tozu, karbonat ve vanilyayı karıştırın. En son iki karışımı karıştırın. Burada bir püf noktası daha vereceğim. Islak malzemeyi kuru malzemeyle karıştırıken çok homojen bir sıvı elde etmeye çalışmayın. Unlar kaybolduğu anda karıştırmayı bırakın. Ne kadar az karıştırılırsa, o kadar pofidik oluyor.

Bu karışıma istediğiniz malzemeyi ekleyebilirsiniz. Ben bu aralar sürekli yeni karışımlar deniyorum. Bu haftaki favorimiz fıstık ezmesi-muz-nutella karışımıydı. Ondan önce kuru üzüm-limon rendesi çok beğenilmişti.
Bu noktadan sonrası sizin zevkinize ait. Yapa yapa en sevdiğiniz muffin tadını elde edeceksiniz.

Son bir tüyo : kuru meyve kullanacaksanız, katmadan suda bekletin ki yumuşasın.

En son karışımı muffin kaplarına döküp onceden ısıtılmış fırında 150-200 derecede pişirin. Çatal batırdığınızda çatal temiz kalıyorsa muffinleriniz pişmiş demektir.

Herkese afiyet olsun!
 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez