27 Aralık 2011 Salı

Ben de eksik kalmayayım - gitsin 2011, gelsin 2012!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 00:34 4 yorum
Herkesin yeni yıl dileklerini yazdığı şu günlerde ben de eksik kalmayayım, kendi isteklerimi sıralayayım dedim.



                                                                
Yeni yılda -



daha az hastalık

                                                                  
    
daha çok sağlık;


daha az stres,


daha çok eğlence;


daha az yemek,


daha çok spor;


daha az kilo,


daha çok para;


daha az evde vakit geçirmek,


daha çok gezmek (mümkünse çocuksuz) :) 


daha az ev işi ve çocuk bakımı ,


daha çok iş ;

ve son olarak da


daha az üzülüp


daha çok mutlu olmak istiyorum!



2012' nin hepimize iyi gelmesi dileğiyle!




































12 Aralık 2011 Pazartesi

Bol sulu bir gün..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:25 4 yorum
Bazı insanlar vardır, ilk görüşmede çok seversiniz hani. Çok ısınırsınız ve yakın hissedersiniz. İkinci #bloggerannebloggerbaba toplantısında tanıştığım güzel insan Derya da bunlardan biri oldu benim için.
Dün Twitter'da laflarken pat diye buluşmaya karar verdik. Ben de sabah Defne' yi okula bırakıp arkadaşım Çiğdem ile karşıya geçtim. 
Bu arada hava dün çok güzel ve sıcak olduğu ve bu sabah da aynı şekilde devam ettiği için çok kalın giyinmedim. 
Beyoğlu' nda yürürken bir ara sıcak bastı ve içimden "iyi ki ince giyindim" diye geçirip buluşma yerine vardım. 
Aslında sadece ikinci kez yüz yüze görüşmemize rağmen sanki kırk yıldır tanışıyormuşçasına sohbet ederken dışarıdaki hava değişimini hemen fark edemedik.
Bir ara kapıya bakarken yağmur damlalarını fark ettim. Fakat azıcık çiseliyor diye pek de önemsemedim.
Bir süre sonra hesabı ödeyip kalktık. Sevgili Derya işine, biz de Çiğdem ile yaptığımız bez pastalarının eksiklerini tamamlamak üzere Eminönü' ne doğru yola koyulduk. 
Dışarı çıkınca yağmur iyice hızlanmıştı. Yine önemsemedik çünkü hemencecik Tünel'e binip Karaköy' e, oradan da Eminönü' ne geçecektik. Fakat birkaç dakika sonra işin öyle basit olmadığını anladık. Tünel' e binene kadar epey ıslandığımız için ilk bulduğumuz yerden şemsiye almaya karar verdik. Nitekim Karaköy çıkışında hemen bir tane bulup aldık. Hava soğuk değil ama çok yağmurluydu. Eh artık şemsiyeli olduğumuza göre Eminönu tarafına yürümeye karar verdik. Ve yürürken nasıl büyük bir hata yaptığımızı far ettik!
Yağmur öyle hızlı ve ani bastırınca her yer su birikintisi oldu. Eh benim normal günlere göre olan ayakkabım doğal olarak su aldı. Bu arada köprünün  üstünden geçerken öyle bir rüzgar esti ki, bir ara şemsiyeyle beraber uçacağız diye düşünmedik değil. İşte bu noktada fazla kilolarım devreye girdi de bizi sımsıkı yerde tuttu :)
İşlerimizi hızlıca halletmeye çalıştık ama oralar çok kalabalık olduğu için her yerde şemsiye açamadık ve saç baş da ıslandı tabi.
Dönüşte artık montlarımız da iyice ıslandı ve yağmurun içimdeki T-Shirt' e geçtiğini hissettim. Bu arada vapura bindik ve o da ne?! İçeride hiç yer yok.  
Biz iki kafadar ıslanmış fare gibi tir tir titreyerek vapurdaki en kuytu köşeye sıkışmaya çalıştıysak da rüzgardan yine de fazlasıyla nasibimizi aldık. O anda bir zihni sinir projesi üretip şemsiyeyi açtık ve rüzgardan korunmaya çalıştık. İşe de yaradı ama sanırım o sırada şemsiye biraz hasar aldı.
Neyse ki vapur da direkt Kadıköy' e geçti ve biz hemen inip taksi çevireceğimiz caddeye doğru  koşarken zavallı şemsiye ruhunu teslim etti ve yamularak parçalandı. 
İşte olan o son elli metrede oldu. Resmen iki dakikada donumuza kadar ıslandık. Tabi o sırada taksi bulmak imkansız. Son bir gayretle elimizdeki kağıt! poşetlerini kafamıza geçirip kendimizi en yakın cafe'ye attık. Şansımıza orası sıcak içecekler satılan bir yerdi ve hemen ısınmak üzere yeşil çay söyledik. Bu arada Çiğdem'in sevgili kocası jet hızıyla gelip bizi aldı ve eve götürdü. 
Eve varır varmaz hemen sıcak bir duş alıp sıcacık patiklerimi giydim.
Bugün zatürre olmadıysam bir daha çok zor olurum herhalde.
Şu anda başım ağrıyor ama onca rüzgar ve ıslanmanın bedeli bu kadar olur, değil mi?









6 Aralık 2011 Salı

Oldu da bitti maşallah

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:43 11 yorum
Ne olacak, nasıl olacak derken bitti gitti bile. Karnımdaki sezaryen izinin  minyatürü boynumda da var artık. Aslında beklediğimden daha küçük. Ne de olsa 4.5 cm' lik bir kist ile beraber tiroidin sağ lobunu ve sol lobunun bir kısmını çıkardılar. Aslında hepsini çıkaracaklardı ama ameliyat sırasında iki dokorum da henüz genç olduğum için bir parça bırakmayı uygun görmüşler. Bu şekilde vücudum en azından az da olsa hormon üretmeye devam edebilecek.
Bu küçük kesik sayesinde üç gün bırakın yemek yemeyi, tabiri caizse tükürüğümü bile yutamadım.
Aslında ameliyat sonrası damardan verdikleri ağrı kesici sayesinde kendimi gayet iyi hissedip çok rahat kahvaltı etmiştim. Hanyayı Konyayı ağrı kesici bittikten sonra gördüm. Ne konuşabildim kimseyle, ne de doğru dürüst bir şey yiyebildim. Bu arada emzirmeye devam ettiğim için bir çorba bir de muz yemeye çalıştım her gün. Su içmek ayrı bir kabustu.
Bu küçücük kesik bana yutkunmak gibi  farkında olmadan yaptığımız bir eylemin bile aslında ne kadar zor ve zahmetli olduğunu farketmemi ve tekrar tekrar şükretmemi sağladı. İnsan vücudunun ne kadar mükemmel tasarlandığını ve içerisinin nasıl da karmaşık olduğunu hatırlattı.
İnsan sağlıklıyken  bunları çabucak unutuyor, her şey çok normal geliyor ama aslında öyle değil.
Önce boynumda bir kesik fikri bana çok itici geliyordu ama şu anda her aynaya baktığımda şükretmeyi hatırlatacağı için seviyorum onu.
Yavaş yavaş azalıyor ağrılar. Şu patoloji sonucu da temiz gelsin, daha ne isterim!

 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez