26 Kasım 2011 Cumartesi

Anesteziden ödü kopan korkak tavuk

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:28 12 yorum
Değişik takıntılarım var benim. Mesela cilasız ahşaptan yapılmış bir şeye asla dokunamam. Tüylerim anında diken diken olur ve dişlerim kamaşır.
Bazı şeylerden ödüm kopar. Bunlardan biri genel anestezi olmak. Şimdiye kadar sadece bir kez yaptırıp kötü bir deneyim yaşamadığım halde ödüm kopuyor.
Önümüzdeki hafta tiroidlerim alınacak. Ameliyatın kendisinden değil de anestezi kısmından korkuyorum yine. Çoğu insana saçma gelecek, biliyorum, ama konuşamayacak kadar çok fakat her şeyi hissedecek kadar az uyuştururlarsa beni gibilerinden saçma sapan düşünceler üşüşüyor zihnimde. Ne yapıp etsem yok olmuyor bu saçmalık.
Sadece bu korkumdan dolayı sezaryenden de ödüm kopmuştu. Mecbur kalınca epiduralli sezaryenden yana kullanmıştım tercihimi. Arkasından çok şiddetli baş ağrısı çekmeme rağmen ikinci doğumda aynı sebepten dolayı  yine epidurali tercih etmiştim.
Bu sefer öyle bir opsiyonum yok ve çok korkuyorum. Herkes bana korkma dese de, takıntı haline getirdim bunu da. Hiç aklımdan çıkmıyor.

Bana dua edin, olur mu?



22 Kasım 2011 Salı

Yine yeniden iş :)

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 21:26 4 yorum
Tam on yıl Tekstil sektöründe çalıştım. Hep üretimle uğraştım ve en sonunda bıktım. İkinci çocuğumdan sonra kendi işim olmasına rağmen mecburi bir ara vermek zorunda kaldıysam da artık üretimle uğraşmak istemediğimi biliyordum. Sevgili ortağım Peri ile o noktada yollarımız ayrıldı. Herkes kendi hayallerinin peşinde koşmaya karar verdi. O şimdi çok cici bir koleksiyon hazırlıyor - ki çocuklarımla giymek üzere dört gözle bekliyorum :) bense çok farklı bir iş hazırlığındayım. Detaylarını yakın zamanda vermeye başlayacağım ama önce biraz şekillenmesini bekliyorum.
Umarım her şey istediğim gibi olur, siz de beğenirsiniz ...

13 Kasım 2011 Pazar

Korkunç bir an...

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 22:58 12 yorum

Geçtiğimiz hafta boyunca Defne "beni lunaparka götürün" diye yalvarıp durdu. Yazın Ayvalık' ta iken bir iki kez götürmüştük, çocuk da tek kelimeyle bayılmıştı.
Bu aralar yine aklına geldi de hiç durmadan lunapark lunapark diyeyip durdu. Biz de bugün lunapark yerine eğlence parkına götürdük. Hani şu alış veriş merkezlerinde bulunan dönme dolaplı, tramplenli olanlardan.
Pazar günü olmasından ötürü aşırı kalabalık olsa da, Defne çok ama çok eğlendi. En çok zıplamayı sevdiği için ona uygun alanlar seçtik. En sonunda babasıyla çarpışan arabaya bindi ve kendince ilk defa araba kullandığı için    acayip mutlu oldu. Bunun  sonucunda da enerjisi tavan yaptı. Heyecandan yerinde duramıyor, ben şöyle kullandım, onlara böyle çarptım diye diye etrafımızda tur ata ata yürüdü.
Bu arada mekan kocaman olduğu halde aşırı kalabalıktı. Eğlence merkezinden çıkar çıkmaz kendimizi food court'ta bulduk. Buradan geçmişken hızlıca bir şeyler atıştırıp eve öyle geçelim diye karar verdik.
Beraber ne yiyeceğimize karar verdikten sonra babaya çocukları alıp oturacak bir yer bulmasını söyledim , o arada ben yemekleri alacaktım. Dediğim gibi , çok kalabalık olduğu için boş masa bulmak çok zor oldu ama sonunda biraz uzak olsa da, benim görebileceğim bir yere oturdular.
Bu arada yemek almak için oranın en yavaş yerini seçtiğimizi fark ettim. Ben beklerken babaya bakıp durdum, çocukları idare edebiliyor mu diye. Bu arada en az beş - on dakika geçmişti.  Baba Emir'i pusette oturtup onunla konuşuyor, şakalaşıyordu. kalabalıktan masanın tamamı görünmüyordu ama Defne'nin de oralarda olduğunu biliyordum.
Ya da öyle sanıyordum. Baba sürekli pusete dönük olunca şüphelendim. Neden hiç Defne ile ilgilenmiyor diye düşündüm. Sonunda o da bana doğru baktı ve ben el kol hareketleriyle "Defne nerede?" diye sordum. Önce anlamadı. Şansıma telefonu da arabada unutmuştum, olsa arayıp soracağım.
En sonunda birden panik olup "Defne nerde" diye bir bağırdım ki, herkes bana baktı. Baba ' nın cevabı " nasıl yani , seninle kaldı ya" olunca , benim kalbim yerinden çıktı! Ben kalabalığa baktım, kalabalık üzerime üzerime geldi..
Çocuk gitmişti..İki buçuk yaşındaki bebek o insan selinin arasında kaybolmuş ve biz bunu fark edememişiz.
O anda öldüm öldüm dirildim' in gerçekten ne demek olduğunu anladım. Kalbime öyle bir ağrı girdi ki, birden öleceğimi düşündüm.
O anda ikimiz de deli danalar gibi bir oraya bir buraya koşmaya başladık. Nereden başlayacağımızı nereye gideceğimizi bilmeden.
Sonra yanımızdaki masada oturan bir aile az önce anons yapıldığını, danışmaya bakmamızı söyledi.
Emir' i kaptığım gibi danışmaya doğru koşmaya başladım. Yol bana öyle uzun geldi ki...Ya anons yapılan kişi o değilse? Ya biri onu kaçırdıysa? Ya bir daha hiç bulamazsam..Allahım , o aslında çok kısa mesafede aklımı kaçıracaktım...
Sonunda Danışmaya ulaştım. Oradaydı... Endişeli ve ağlamaklı gözlerle beni bekliyordu. Koşup bana sıkıca sarıldı, kucağımdan inmedi.
Benim dizlerimin bağı çözüldü. O ise "anne ben balon istiyorum" dedi.

Şükür ki buldum onu. Aksini düşünmek bile istemiyorum....

Allah hepimizin yavrusunu korusun...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Bir hastane macerası..

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 23:29 2 yorum
Bu hafta başında pat diye beş buçuk yaşındaki yeğenimin apandisiti patladı. Aslında bir hafta öncesinden karnım ağrıyor diye söyleyip duruyordu ama biz okula gitmek istemediğini düşünüp çok ciddiye almadık. Bu sene ana sınıfında olduğu için oyundan ziyade ders ve okuma yazma alıştırmaları gördüklerinden, Eda sürekli çok sıkıldığını, eskisi gibi oyun oynamak istediğini, hatta sık sık okula gitmek istemediğini söyleyip duruyordu. Ani karın ağrısı şikayeti olunca da okul işine yorduk.
Fakat normal şekilde gidip gelmesine rağmen karın ağrısı şikayeti devam edince, okuldaki hemşire doktora götürmemizi önerdi. Doktor önce apandisitten şüphelendiyse de, yaptığı muayenede bizimki doğru dürüst tepki vermeyince yanlış alarm diye düşünüp bizi geri gönderdi.
Buna rağmen Eda' daki karın ağrısı dinmedi. Fakat birkaç gün okula gitmeye devam etti. İki gün sonra şikayetler devam edince yine doktora gidildi. Tekrar apandisit muayenesi yapıldı ve muayene sırasında öyle aman aman bir ağrı olmayınca bağırsak enfeksiyonundan şüphelendi doktor. Bu arada ikinci bir doktorun fikri alındı, o da muayene edip aynı sonuca vardı. Aradan beş gün geçmişti fakat iyiye gideceğine tablo gitgide kötüleşiyordu. Bizim Edoş okula da gidemez oldu. Üstelik ateşi de çıktı. Araya hafta sonu da girince pazartesine kadar beklemeye karar verildi. Bu arada ateşi gündüz iniyor, akşamları ise çıkıyordu. Artık pazar akşamı ateşi kırka çıkınca doktor tekrar arandı. O da daha fazla bekleyemeyeceğimizi, artık acil bir çocuk cerrahına görünmesi gerektiğini söyleyip bizi başka bir doktora yönlendirdi.
Pazartesi sabah erken cerraha gidildi. O da önce apandisitten şüphelenip aynı muayeneyi yapıp olmadığına karar verdi. Üç doktorun da söylediği, bu muayene sırasında çocuğun ağrıdan ortalığı yıkması gerektiğiydi. Fakat bizimki tam tersine ne aşırı bir tepki verdi, ne de yürüyüşünde bir sıkıntı vardı. Yine de doktor ultrasonda da bakmak istedi ve bingo! Apandisit patlamış, zehrini de akıtmıştı.
Meğerse bizimkinin ağrı eşiği çok yüksek olduğu için üç doktoru da yanıltmıştı. Cerrah hemen ameliyat olmasına karar verdi. Apar topar ve bir dakika daha beklemeden.
İçerideki tablodan emin olamıyordu, zehrin diğer organlarına ulaşıp ulaşmadığını kestiremiyordu.
Edoşum ameliyata alınırken bizler korku içinde bekledik.
Sonunda doktor geldi ve bizi dehşete düşüren olayı anlattı. İçerideki tablo beklediğinden çok daha berbatmış. Apandisitin yarısı çürümüş, bağırsakları ve karın boşluğunu saran ifrazatın ortasında taşlaşmış bir dışkı parçası varmış ve büyük ihtimalle bu olayın olmasına bu dışkı sebep olmuş.
Ameliyattan sonra en az beş gün hastanede kalmasına karar verildi. Bu arada çok yoğun bir antibiyotik tedavisi uygulandı. Hatta ilaç o kadar ağırdı ki, karaciğerine yüklenmemek için doğru dürüst ağrı kesici bile alamadı kuzu. Beş günde dört kilo verdi. Ifrazat ameliyat sırasında temizlenmişti doktor tarafından ama yine de ne olur ne olmaz diye diren de koydu (içerideki pislik dışarıya akabilsin diye boru gibi birşey).
Bu beş gün boyunca en büyük korkumuz olan ateşi çıkmadı kuzunun. Bu da başka bir enfeksiyonun oluşmadığının göstergesiydi. Yine de ömür boyu dikkat etmesi gerekiyor Eda' nın. Sürekli hareketli olması gerekiyor yoksa bağırsaklarının yapışma ihtimali olabilirmiş.
Yine de çok şükür diyoruz çünkü biraz daha geç kalınsaydı kaybedebilirmişiz onu.
Siz siz olun, çocuğunuzun her türlü ağrısını ciddiye alın. Hangisinin ağrı eşiğinin yüksek olduğunu bilemiyoruz malesef böyle ciddi şeyler yaşanmadan.
 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez