16 Mart 2010 Salı

şehir içinde bir daire mi yoksa şehir dışında bahçeli bir ev mi

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 14:04 2 yorum
Bu aralar sürekli acaba taşınsak mı diye düşünüp duruyorum. Defne yürüdüğünden beri apartman dairesi ona dar geliyor ve hep dışarıda oynamak istiyor ama bu malesef her zaman mümkün olamıyor. Özellikle de çocuğunuzu işe götürüyorsanız. Bu nedenle acaba şehir dışında bahçeli bir eve mi taşınsak diye feci bir ikilemdeyim. İkilem çünkü Defne'den önce bu tarz şeyleri başkalarından duyunca hep "manyak mısınız , şehir dışında yaşanır mı" diye tepki gösteriyordum. Ama Defne evin içinde bunalınca bu fikre iyice alışmaya başladım galiba. Ama bu sefer eşim istemiyor :( Benim kızım şehir kızı, şehirde büyüyecek diyor. Ama İstanbul gibi park özürlüsü bir şehirde çocuk büyütmek gerçekten de çok zor.
Ben Almanya'da büyüdüm ve orda her mahallede küçük de olsa bir park var. Burda öyle değil ki. Ya arabayla gideceksin , ya da uzun uzun yürüyeceksin - ki o zaman da Defne sıkılıyor pusette. Aah ahhh, gerçekten çok dertliyim bu konuda!
Şehrin biraz dışında bir yerlerde bahçeli bir evde oturanlar varsa bana lütfen söyleyin : pişman mısınız yoksa hayatınız kolaylaştı mı? Çok merak ediyorum çooookkk.


-Defne'nin kafası karışık annesi-

12 Mart 2010 Cuma

Harikasın Ortak!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 13:14 0 yorum
Burdan övmek gibi olmasın ama ortağım (yani hamilemiz) çok iyidir. Her daim göreve hazır ve artık koca göbüşlü olmasına rağmen yine de hamileyim tribine girmeden günlük hayatına devam ediyor. Etraftaki köfte hamileleri gördükçe daha da hoşuma gidiyor!
Bu aralar harıl harıl normal doğum ile ilgili araştırmalar yapıyor - ki kendisi ilk başlarda normal doğum yapamam, korkarım falan diyordu. Fakat kisa bir sürede
fikrini (Allahtan!) değiştirip dokturunu bile şaşırtacak kadar bilgi edinmiş durumda ve hypnobirthing eğitimlerini aksatmadan almaya devam ediyor. Aferin sana! Hiçbir ağrı kesici almadan normal doğuma bu kadar istekli olmak günümüzde çok görülen bir hareket değil, özellikle bütün doktorlar sezaryen manyağı olduğu için.
Ben de Defne'yi kesinlikle normal doğurmak istedim, bende de tam tersi, sezaryenden ödüm kopuyordu hep. Ama benim küçük kedim hiç çıkmak istemedi. 40 haftayı tamamladıktan sonra muayeneye gittiğimizde zaten hep sezaryen taraftarı olan doktoruma gün doğdu ve "çıkımın basık, suyun azalmış, üstelik rahminde hiçbir değişiklik yok " deyince, o anki psikolojiyle sezaryene evet demek zorunda kaldım. Son haftaya kadar doğum yapmayan anneler beni çok iyi anlayacaktır, bu tip cümleler çok ürkütücü olabiliyor ve 10 ay bebeğini karnında taşıdıktan sonra son anda ona birşey olmasın diye ödün kopuyor. Ama şimdi keşke birkaç farklı doktordan görüş alsaydım diye düşünüyorum ama çok geç tabi.
Korkudan olerek sezaryene ok demek zorunda kaldım ama yine de tam uyuşturulmayı asla kabul etmedim. Epidural ile bel altını uyuşturarak herşeye tanık olmak istedim. İlk ağlamasını , ilk nefesini kaçırmak istemedim. Ve iyi ki de öyle yapmışım! Onu kucağıma koydukları an hayatımdaki en özel ve en muhteşem an olarak kalacak.
Sevgili ortağım, inşallah sen bütün bunları normal doğurarak çok daha yoğun bir şekilde yaşayacaksın. O an hayatında bir dönüm noktası olacak çünkü o an hayatını onun için vermeye hazır olacaksın! Bu hiçbir şeye benzemez.
Ben bu sefer beceremedim ama inşallah 2 numarayı normal doğurabileceğim!


-Defne'nin nostaljik annesi-

8 Mart 2010 Pazartesi

Buzz gibi İstanbul!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 11:19 0 yorum
Haftasonunu resmen yazı getirmiş olan Antalya'da geçirdikten sonra İstanbul'daki buz gibi hava bende şok etkisi yarattı. Bu ne yahu, sanki kar yağmak üzere! Neredeyse bunalıma gireceğim vallahi.. Daha sabah kalkarken vücudum bana deli gibi direnip hareket etmemek için her yolu denedi ama Defne varken uyumaya devam edebilmek gerçekten lüks oldu! Çocuksuz hayat ne kadar kolaymış!


Antalya'da Defne kabız oldu ve hiçbir şey yemek istemedi. Dolayısıyla döner dönmez kabızlığına iyi gelsin diye kendimi bu buz gibi havada bir de pazara attım ve kızıma taze meyve ve sebzeler aldım. Kendim için olsa hayatta gitmezdim ama annelik işte böyle birşey. Sana bir sürü şey yaptırıyor :)


Bu arada Runtalya 'da Yahya 10.000 kişi arasından 301. oldu ! Biz de çok gurur duyduk çünkü hiç antreman yapmamıştı. Helal olsun Yahya diyor ve şimdilik hoşçakalın diyorum!


-Defne'nin yorgun ama mutlu annesi-

6 Mart 2010 Cumartesi

Runtalya - biraz koşu- biraz gezi ve müthiş bir hava!

Gönderen Azra Rakicioglu zaman: 12:48 0 yorum
Biz bu haftasonu ailece kaçamak yapıp Antalya'ya geldik. Çok da iyi ettik! Bizi muhteşem bir hava ve Miami plajlarını aratmayacak güzellikte bir deniz karşıladı. Tabi ki Ruslar gibi buz gibi suya girecek kadar kafayı yemedim ama yine de herşey çok güzel.
Bizi buraya getiren sebebe gelince, pastacı güzelimizin sevgili kocası (ki kendisi eniştem olur ) 37 yaşından sonra koşmaya merak salıp haftada 3-4 gün deli gibi koşmaya başladı. Antremanlar sırasında bu arkadaşımızın koşuya çok müsait olduğu ortaya çıkıyor ve hemencecik kulubün koşu takımına giriveriyor! Böylece Antalya'da her yıl düzenlenen Runtalya maratonuna hazırlık yapmaya başlıyor. Bu sene Hürriyet yazarı Yonca Tokbaş da katılıyor ve o da hayirli bir iş için koşacak .
Biz de ailece enişteme destek olmak için Antalya'ya geldik. Çok da iyi yaptık, hava muhteşem, resmen t-shirt ile geziyoruz deyip düşmanları çatlatmak istiyorum:)) Şu anda muhteşem bir deniz manzarasına sahip odamızın balkonunda keyif yaparken yazıyorum ve temiz havadan çarpılıp uyuyan Defne kuzusunun uyanmasını bekliyorum.
Ondan sonra tekrar Antalya sokaklarına vuracağız kendimizi.


Koşu yarın sabah. Sonucu yarın akşama doğru bildirmek uzere ayrılıyorum ve koş Yahya koş diyorum !


- Defne'nin taraftar annesi-
 

deyda'nın dükkanı Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Emocutez